Bağlamada Standardizasyon Yazdır E-posta

BAĞLAMADA STANDARDİZASYON 

Özay Önal

 Bağlama yapımcıları ve icracılar bağlamanın bir türlü standardize edilememesinden sık sık yakınırlar. Bu, bazı açılardan çok haklı gerekçelere dayansa da, standardizasyonun bağlama için ne anlama geldiği, bağlamanın hangi unsurlarıyla standardize edilmesi gerektiği ve nihayetinde bunun olumlu olduğu kadar beklenmeyen sonuçlarının da olabileceği yeteri kadar üzerinde düşünülmeyen noktalardır. Standardizasyon fikrinin temelinde, farklı örneklerinde boyutları, formu, malzeme yelpazesi, tel boyu ve kalınlıkları, tını kalitesi, işçilik düzeyi tek tip veya birbirine çok yakın çalgılar yatmaktadır. Dolayısıyla bu başlıkların her birinin ayrı ayrı tartışılması gereklidir.

Bağlamada “boy”

Uygulamaya bakıldığında, en küçük tekne boyunun 22 cm , en büyük boyun 52 cm olduğu kabul edilir ve tekne boyunun 0,5 cm'de bir değiştiği hesaba katılırsa 60 kadar farklı bağlama boyunun yapılabileceği görülür. Boy çeşitliliğine dair şöyle bir tespit yapmak yerinde olur. Bağlamada boyları Ana boylar ve Ara boylar olarak temel iki sınıfa ayırmak gereklidir. Ana boy bağlamalar düşünüldüğünde aynen bir Keman ailesi gibi (keman, viola, çello,kontrbas) bağlamanın da bir aile oluşturduğu ve bu özelliğin dünyadaki pek az telli çalgıda görüldüğü söylenebilir. Dolayısıyla bağlama ailesi bu özelliği itibariyle tek bir çalgının üretemeyeceği çok geniş bir ses aralığını ve ses rengi yelpazesini ihtiva etmektedir. Peki, bağlamanın ana boyları nelerdir ? Cura, tanbura ve divan hem oktav olarak birbirlerinin katları olmalarından dolayı hem de farklı ses renklerinden dolayı öne çıkarlar. Ancak farklı amaçlar için kullanılabilecek başka ana boylarda vardır. Örneğin 35-36 tekne boylu bağlama ve 45-46 tekne boylu çöğür veya abdal sazı gibi. Peki, ana boyları tekne boyu cinsinden nasıl belirleyebiliriz ? Bunun için uygulamalara bakmak yerinde olur. Günümüzde curanın ortalama 23 cm , tanburanın 40 cm, divanın ise 50 cm tekneli yapıldığını görüyoruz. Ancak bu boylarda birer hatta ikişer cm.lik oynamalar görülebiliyor. Bunun sebebi de tonda (akortta) yarım veya bir ses aralığı tizleştirme yada pestleştirmenin (dolayısıyla transpozisyonun) sağlanabilmesi. Ara boyların ortaya çıkışında birbirinden bağımsız iki neden ileri sürülebilir. Oyma tekne yapan ustaların tekne boyu anlamında kuralsız ve dikkatsiz çalışması ara boyların ortaya çıkmasına önemli bir sebeptir. Keserin dikkatsizce kullanılması sonucu bir tanbura teknesi bazen 41 cm, bazen de 43 cm olarak çıkabilir. Özellikle oyma tekniği boy standardizasyonunda büyük bir engel teşkil etmiştir. Diğer yandan, ara boylar ,özellikle de halk müziğinde sık kullanılan tonların ( do, do # , re) dışında herhangi bir tonu elde edebilmek için tercih edilebilirler. Örneğin alt teli la tonunda iyi tınlayabilecek bir cura için ana boy olan 23 cm küçük geleceğinden, biraz daha büyük, 25- 26 cm tekneli bir cura gereklidir. Bağlamada transpozisyon olanaklarının sınırlı olması da icracıyı, çoğu zaman boy küçülterek veya büyüterek transpozisyona zorlamaktadır. Bu olanaklara bir göz atalım. (Koma sesler dikkate alınmamıştır, alt tel do kabul edilmiştir.)

 

Bağlamaya göre ton (karar sesi)                             Piyanoya göre ton

Bozuk düzende alt telden re karar                         fa

Bozuk düzende orta telde sol karar                            la#

Misget düzeni orta telde fa# karar                              la *

Bağlama düzeninde mi karar                                     sol *

 Müstezat düzeninde alt telde do karar                       mi  *

Alt telde si karar                                                       re *

*işaretli şıklarda üst veya orta telde akort değişikliği yapılmaktadır.

Bu örnekler daha da çoğaltılabilir, ancak görüldüğü gibi bağlamada transpozisyon olanakları tel akordu veya boyut değiştirilmeksizin, batı çalgılarındaki gibi, işlevsel değildir. Aynı boyutta yarım ses veya en fazla bir ses genel akort tizleştirmesi veya pestleştirmesi yapılabilir. Daha fazlası için ya bağlama boyunu değiştirmek yada tel inceltip kalınlaştırmak gereklidir. Bu arada, tını kalitesini de gözetmek gereklidir. Diğer yandan, halk müziğimizin örnekleri söz konusu olduğunda transpozisyon her zaman kolaylıkla başvurulabilir bir seçenek değildir. Ezgilerin icralarında, onlara özgün karakter ve duygularını kazandıran başlıca unsurlar perde, pozisyon  ve tezene tavrıdır. Transpozisyon sesleri kaydırmak anlamında işlevsel olabilirken, lezzetin, duygunun korunması anlamında eksik kalabilir. Dolayısıyla halk müziğimizde bazı örneklerin, çalındıkları düzen ve/veya perde ile özdeşleşmiş olması doğaldır. Bağlama düzeninin kendisine has deyiş ve semah repertuarı, bozuk düzende Haydar Haydar, Kaşık Havası ve benzeri ezgiler, Konya tavrıyla çalınan türküler bu açıdan dikkate değerdir. Yukarıdaki örneklemede dikkate alınmayan koma seslerin devreye girmesi ise bazı durumlarda basit transpozisyonları dahi imkansız kılmakta, ilave perde bağlanmasını gerektirmektedir. Bütün bunlar icracıyı zorladığından ton değişikliği transpozisyon ile değil ikinci ve başka bir boyutta çalgı ile yapılmaktadır.

Diğer yandan bağlamanın üç olan sıra tel sayısı zaten transpozisyon için yeterli olanak sağlamamaktadır.Günümüzde gittikçe çoğalan dört telli sazlar aslında bu sıkıntının da bir sonucudur. İki bağlamanın altlı üstlü montesi ile tek bir çalgı haline getirildiği yeni tipli ‘çift bağlamalar' da transpozisyon problemine soruna cevap vermektedir.  

Transpozisyon sorunu piyano ve gitar gibi gelişmiş batı çalgılarında da az da olsa vardır. Piyano ve keman konçertolarının adları çalındıkları tonlarla anılır. Bu eserleri transpoze etmek mümkündür, ancak bu durumda farklı tuşlar/teller ve el/parmak pozisyonları kullanılacağı için ezginin akıcılığı ve ifadesi değişecek belki de bozulacaktır. Ayrıca pozisyon problemi olmasa bile bir ezginin en iyi tınladığı sadece bir yada iki ton vardır. Diğer yandan bu çalgılar enstrümantal müziğin hayli gelişmiş olduğu bir müzik kültürüne ait olduklarından insan sesine eşlik etmek zorunda değiller, dolayısıyla da onun (tonal) sınırlarına tabi değillerdir

Tarihsel seyrine bakıldığında cura ve cura bağlama gibi küçük boylu lut tipli çalgıların Anadolu'nun Türklerden daha eski uygarlıklarında, dahi kullanıldığını görmekteyiz. Türklerin Anadolu'ya gelişinden sonra da bu böyle devam etmiş ve yaygın göçebe yaşam şekli taşınması kolay, küçük boy çalgıları gerekli kılmıştır. Ancak şehirlerde yerleşik hayata geçmiş halk daha büyük boyları zaman içerisinde talep etmiş ve böylece bağlama boy olarak büyümeye başlamıştır. Kütahya yöresinde çalınan bir bağlama olan 45-46 cm. tekneli “çöğür” ve aslen geçmişte bağlama ile birlikte çalınan ve onunla aynı kökten gelen “tambur” buna örnektir. Çöğür zaman içinde gezgin müzisyenler sayesinde Anadolu'nun içlerine doğru taşınmış ve Orta Anadolu halk müziğinin vazgeçilmez bir çalgısı olan “ abdal sazına ” dönüşmüştür. Orta Anadolu'nun usta icracıları abdal sazı çalarken yaşça daha büyük ve sanatta da daha kıdemli olanlar, örneğin Muharrem Ertaş, divan sazı çalmıştır. Divan ve Meydan sazı çalma geleneği Kars Aşıklarında da görülür. Kahvehanelerde aşıklarca çalınan bu boy sazların tercih edilmesinin sebepleri doyurucu volüm ve çalgının büyüklüğünün sağladığı gösteriştir.  



 

 
 

 
 
 

sazadair © 2006

tasarım:enisali