Ankiranın Ustaları Yazdır E-posta

Bağlamada seri üretim 

Recep Kırıcı( Kenan Kırıcı albümünden)

Bu dönemin önemli atölyelerinden bir diğeri de bu gün hala faliyette olan Şark Sazevi idi. Bayburt'lu Recep Kırıcı Hacettepe Üniversitesi Hastanesinin arka kısmına yakın atölyesinde bağlama yapardı. Bu gün bu atölyeyi oğulları Kenan ve Süleyman Kırıcı yürütmektedir. Kırıcı atölyesi bir dönem çok yoğun çalışmış, belki de bağlamanın ilk seri üretim atölyesi olmuştur. 

Ankaradaki bağlama atölyelerinin yanısıra müzik mağazaları da bağlamanın yaygınlaşmasına büyük hizmet vermiştir. Burada birkaç ismi anmak yerinde olacaktır. Ankara'nın en eski müzik mağazalarından biri Cumhuriyetin ilk yıllarında dahi faliyette olan Şamlı Selim Durgun'a ait mağaza idi. Bu mağazada gramofon, plak, ud ve benzeri müzik aletleri satılmaktaydı. Gene Mahmut Tunail'e ait müzik mağazasında plak, müzik aletleri ve hatta parfümeri dahi mevcuttu. Cebeci Dörtyol'da Erkal Zenger, Eski Adliye'nin karşısında İsmail Dorman, Denizciler caddesinde İbrahim-Torun Cangöz ve gene bir mağaza sahibi Sezai Bey faliyet göstermiştir. Meşhur Mehmet Cihan Saz Evi ise Hamamönü'ndedir. Bu mağazalarda satılan malların birçoğu İstanbuldan gelmekteydi. Bağlamalar ise ağırlıklı olarak Konya'dan getiriliyordu. 

Son olarak, bir bağlama ustası olmamakla birlikte, bağlamaya büyük katkıları olan bir kişiden, Orhan Subay'dan bahsetmek yerinde olur. Rahmetli Orhan Subay bir Radyo sanatçısı idi. Araştırmacı kişiliği sayesinde bağlamaya birtakım ilkler kazandırmış ve dönemin ustalarını etkilemiştir. Subayın yaptığı ilkler den birincisi teknedeki ses deliğidir. Bir diğeri sırma telin ilk defa kullanımıdır. İlk defa elektro sazı yaptıran odur ve ilk defa sapta kırma açısını gene Yusuf Atasoy'a tarif edip yaptıran kişidir. 

Batılı anlamda bir lütiye
Coşkun Güla.

Coşkun Güla bir bağlama ustası olarak pek öne çıkmamış, daha çok iyi bir bağlama icracısı ve eğitmeni olarak bilinegelmiştir. Bunun temel sebebi Güla'nın bağlama yapmayı ticari bir faaliyet olarak görmeyişidir. Ankara'daki dersanesinde birçok önemli ses sanatçısı ve bağlama icracısının yetişmesinde önemli rol oynayan Güla aynı zamanda Yüksek Ziraat mühendisidir. Eğitim ve kültür düzeyi, donanımı, fotoğrafçılık, beslenme, çalgı yapımı, gibi ilgi alanlarıyla yaşıtı meslektaşlarından ayırt edilen bir kişilik olmuştur. Coşkun Güla, son derece zarif ve sade işçiliği ile çok güzel bağlamalara imza atmıştır. Bağlamaya olabildiğince bilimsel bir pencereden bakmış ve bu tutumuyla çevresindeki birçok yapımcı ve icracıyı etkilemiştir. Yapımcılığı, icracılığı ve eğitmenliğinin yanı sıra bağlama telleri ve özellikle de kendi üretimi olan kaliteli sırma teller ile adını duyurmuştur.Kendisi ayrıca, Musa Yenilmez, İsmail Görer ve daha birçok önemli bağlama ustasının yetişmesinde rol oynamıştır.

 

Coşkun Güla Yapımı bir tanbura.

(O. Murat Öztürk Koleksiyonundan )

Musa Yenilmez

Aslen bir öğretmen olan Çorum,Alacalı Musa Yenilmez, Coşkun Güla'ya bağlama icra derslerine giderken yapıma merak sarmış ve Coşkun Hoca'nın teşvikiyle bağlama yapmaya başlamıştır. Tavşancı, Halil Usta, Yusuf Usta gibi çok önemli yapımcıları da tanıdığından onlardan da yararlanmıştır. Çok neşeli, nüktedan biri olan Musa Usta, öğretmen olmasından kaynaklanan bir öğretme eğilimi ve yeteneğiyle atölyesine gelen meraklılara kucak açmıştır. Ben de kendisinden pek çok konuda ancak özellikle göğüs takma konusunda çok şey öğrendim. Özellikle bağlama yapımının sezgisel yönüne çok vurgu yapmış ve yukarıda adı anılan ustaların kullandığı yöntemleri bir süzgeçten geçirerek harmanlamıştır. Ayrıca çok güzel yaprak tekne çekebilme yeteneğine sahiptir. Aşağıda 90'ların başlarında çekilmiş fotoğrafların birinde Ustam ile birlikte saz çalıyoruz.

 

Musa Yenilmez.

 

1980'LER VE BAĞLAMAYA GETİRDİKLERİ 

Seksenli yıllar, Türkiye'deki hemen her şey gibi bağlamayı da çok etkiledi. Bu yıllar Türkiye'de Alevilerin kitlesel olarak seslerini duyurmaya başladıkları ,ekonomik ve sosyal hayatta daha cesur ve aktif olarak rol almaya başladıkları yıllardır aynı zamanda. Alevi-Bektaşi kültürünün önemli bir unsuru olan bağlama da bu hareketle birlikte daha öne çıkmış ve bu Halk Müziğine ve dolayısıyla da bir çalgı olarak bağlamaya olan fiziki talebi önemli ölçüde artırmıştır. Arif Sağ, Musa Eroğlu, Muhlis Akarsu, Yavuz Top gibi usta icracılar büyük popülarite kazanmış ve bağlamanın geniş kitlelere adeta tekrar tanıtılmasını sağlamışlardır. Altmışlar ve yetmişlerde sokakta uluorta taşınmaktan utanılan bir çalgı olan bağlama seksenlerle birlikte çalınmasa da evde bulundurulan, çalana hatta taşıyana gurur veren bir çalgı haline gelmiştir. 

Seksenler ile bağlamanın geçirdiği en büyük değişiklik hiç şüphesiz ki kısa saplı bağlamanın ortaya çıkışıdır. Ağırlıklı olarak deyiş ve semah icrası için kullanılan bağlama düzeninin tanbura boyu sazlarda icrası ,iki temel sebepten ötürü zordu. Birincisi tanburada aralıklar genişti, ikincisi icraya ses ile eşlik edilmek istendiğinde ton (diklik/pestlik açısından) uygun düşmüyordu. Bu sebeple bir müddet ‘bağlama' diye adlandırılan ortalama 35 tekneli sazlar, dik akortlara çekilerek kullanıldı. Ancak bu küçük sazların sesleri çok tiz ve volümleri kısıktı. Bundan dolayı, ‘kısa saplı saz' adı verilen bir tip saz ortaya çıktı. Kısa saplı sazlarda tel boyu 35 tekne bağlamalardan dahi daha kısaydı, ancak tekne aşırı gergin tellerin tiz rengini yumuşatmak için 38-40 tekne arası tutuluyordu. 

Bağlama ciddi bir değişim geçirmekteydi. O güne kadar kullanılan tanburalar ‘uzun saplı' olarak adlandırılmaya başlanmış ve artık sapı daha kısa, teknesi daha tombul ve göğsü neredeyse bombesiz yeni bir bağlama türü çıkmıştı.

Diğer yandan artan bağlama talebi ustaları çok daha seri çalışmak zorunda bırakmaya başlamıştı. Bunun sonucu olarak tatbik ve kuruma süreleri çok uzun olan gomalak ve vernik terk edilerek, derador ve nihayetinde polyester cila kullanımı başladı. Artık bağlama eski sade görünümünün aksine olabildiğince süslü ve işlemeli yapılıyordu. Aynı döneme rastlayan ithalatın serbest bırakılması kararı ile birlikte birçok Afrika kökenli ağaç mobilya sektörüne, dolayısıyla da bağlama atölyelerine girmeye başladı.Özellikle gitar ve keman için kullanılan burgu, tel, eşik altı sistemleri,ahşap klavye, kaplama vb. ithal malzemeler bağlamaya adapte edilmeye başlandı.  

Kısacası halk deyimiyle ‘İstanbul sazı eline almıştı'. O güne kadar Ankara'nın bağlama yapımında ciddi bir ağırlığı var iken, 80'li yıllar ile birlikte seri üretim dönemi başlamış, İstanbul teknolojinin ve ithal malzemelerin bağlamaya daha çok girmesini sağlayarak Ankara'yı peşinden sürüklemeye başlamıştır. Müzik piyasasının da İstanbul'da olması sebebiyle bu dönemde Ankara'dan İstanbul'a birçok çalgı yapımcısı ve müzisyen gitmiştir. 

Bu değişimle birlikte bağlama yapımcılığı da önemli bir yol ayrımına geldi. Artık tek ustanın ayda bir yada iki çalgı üretme dönemi kapanmış, ayda ,hatta haftada dokuz ,on bağlamanın yapıldığı kalabalık atölyelerin dönemi başlamıştı. Çok tabidir ki eskisi gibi kalite , ses, sağlamlık gözetilmiyordu. Hatta bunların hiçbiri olmasa daha iyiydi, çünkü satılan her niteliksiz çalgı bir sonrakinin alımı için davetiye çıkarıyordu. Artık esas olan daha iyi yapmak değil, daha iyi satmaktı.

 Bu çalışmada, 1980'lere kadar bağlama yapımının merkezi konumunda olan Ankara'da o döneme kadar faliyette bulunmuş, ortaya çıkardıkları ürünlerle, Anadolu kültürünün vazgeçilmez bir parçası olan bağlamayı belli bir noktaya getirmede büyük pay sahibi olan ANKİRA'nın USTALARI'nı anlatmaya çalıştık. Kimileri hala aramızda , pek çoğu da rahmetli olmuş bu insanlar hakkında keşke çok daha fazlasına ulaşabilsek.



 

 
 

 
 
 

sazadair © 2006

tasarım:enisali