ERTUĞRUL BAYRAKTAR'LA SÖYLEŞİ Yazdır E-posta

 

Türkiye’de çağdaşlaşma adı altında uygulanan modeller ve klişeler konusunda neler düşünüyorsunuz?

 

En etkili yol olarak geçerli olduğu kabul edilen yöntemler uygulanıyor. Müzik alanında çalgıcı yetiştirmek son derece konservatif bir iştir. Çünkü bunun yolları, yöntemleri bellidir. Müziği üreten 3 önemli şey var: Besteciler, müzikologlar ve müzik teknologları. Besteci kaynak olarak nereden beslenecek? Bulunduğumuz toplumun, kendilerinin üretme biçimlerinden yola çıkmak gerektiğine inanıyorum. Bugün dünyada ve Türkiye’de popüler müzikler alanında çok dikkate değer çalışmalar yapılıyor. Yaşadığımız dönemde pek çok kavramda olduğu gibi müzik alanında da geçişmeler çoğalıyor. Sözgelimi film müzikleri bu geçişmelerin en tipik görüldüğü alanlardan biri. Dolayısıyla, bestecinin önünde artık inanılmaz olanaklar var. Tüm dünyadan etkiler almaya açık bir ortam söz konusu.

 

Düşünceme göre, eğer bir besteci, besteci kimliğiyle var olacaksa, müziğin üretildiği yerde var olmalıdır. Mesela Türkiye bir “şarkı yazma cenneti”. Ancak Türkiye’deki şarkı yazma geleneği hakkında o kadar az şey biliniyor ki! Çünkü bunlar incelenmiyor, araştırılmıyor. Her şey “ilham”a indirgenmiş durumda. Bilgi üretilmiyor. Oysa bunun teknik anlamda incelenip, eğitiminin verilebilir duruma gelmesi gerekir. Sözgelimi armoni yalnızca bir tekniktir ve ilkeleri bellidir. Besteleme teknikleri arasında temel unsurlardan biridir. Yalnızca armoni bilgisiyle, bestecilik olamaz. Kültürel bir temel olmadan hiçbir şey yapılamaz.

 

Yapılanması belirli bir döneme ve o dönemin anlayışına sıkı sıkıya bağlı olan kişiler veya eğitimciler, çağdaş dünyadaki değer ve dönüşümleri izlemeyip, hatta koyu bir tutucu tavırla bunların karşısında yer almaya çalıştıkça ve “kendi bildiğinden şaşmama” noktasında ayak diredikçe, müzik eğitimi alanındaki temel sorunlara kalıcı ve sürekli bir çözüm bulunabileceğini sanmıyorum.

 

Popüler kültür üzerine ilginin Batı’da büyük bir ivme kazandığını görülüyor. Popüler tekniklerden, müziğin hemen her alanı etkileniyor. Buna dair düşünceleriniz neler?

 

Burada anahtar kavram “dönüşme”. 21. yy sanat yüzyılı denilebilecek bir yüzyıl. Bu yüzyılda sanatın tamamen bireyselleştiği ve “kendi başınalık” içinde oluştuğunu görüyoruz. İnsanlar artık “deniyor”lar. Medyanın, devlet politikalarının, eğitim programlarının bombardımanı altındaki insanlar, bilgisayarlar, internet yada sesli veya görsel teknolojik unsurları daha fazla kullanmak suretiyle, önceki dönemlerle kıyaslanamayacak bir iletişim ve ifade özgürlüğünü yaşar durumdalar. Dolayısıyla “merkezi yapılar”ın bu türden insanlar üzerindeki etki ve yönlendiriciliği konusunu bir daha düşünmek gerekiyor. Çünkü bir yandan bağımlılıklar artarken, kaçınılmaz biçimde alternatif özgürlükler de etkili olmaya başladı insanlar üzerinde… Çeşitliliğin ve insanca yaşama olanaklarının giderek daha etkili olduğu bir yerde, “tektip”leştiremezsiniz insanları artık. Günümüzde özel radyo ve televizyonlar, devlet radyo ve televizyonunun tekelini önemli ölçüde kırmış durumdalar. Dolayısıyla, insanlar için her türden ifade imkanı, giderek daha fazla zenginleşme eğilimi taşıyor. Bu olanakların çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir de unutulmamalıdır ki, popüler olan da kendi “klasik”lerini üretebilme potansiyeline sahip. Bir Beatles örneğini hemen hatırlayalım. Dolayısıyla, günümüz dünyası ve teknolojik olanaklarının, istisnasız her alanda etkili olduğunu görmek gerekiyor. 



 
< Önceki   Sonraki >

 
 

 
 
 

sazadair © 2006

tasarım:enisali