HALİL YENİAY İLE SÖYLEŞİ Yazdır E-posta

Gerçekleştiren: Özay Önal 

Tarih:Haziran 2002  

Siz bu  camiadaki insanların cok iyi bildiği ve çok takdir ettiği iki insandan birisisiniz. Diğer kişi de rahmetli kardeşiniz Yusuf Usta.

Ben (saz) çalmıyorum, benim çalmam o kadar şey(iyi) değil. 

Yusuf Usta çalardı ama değil mi?  

Çalardı…Şurada da geçiyor isimlerimiz(Bayram Bilge Tokel’in Neşet Ertaş hakkında yazdığı Bozkırın Tezenesi adlı kitabı gösteriyor) 

Evet biliyorum. Bize kendiniz ve Yusuf Usta hakkında bilgi verebilirseniz çok seviniriz. Örneğin siz nerede doğdunuz, bu işe başlamanız nasıl oldu?

Ben 1929 yılında Kırıkkale Sulakyurt’ a bağlı Akkuyu köyünde doğdum. 10-12 yaşlarında idim, babam Çorum taraflarından bir saz getirmiş. O sazı çalmaya başladım. Sonra saz kırıldı. Ben kendim sazı yapıştırıp, tamir ettim.Sonra o saza bakarak yeni bir saz yapayım dedim.  Yakın bir köyde iğdelik bir orman vardı. Oradan bir iğde ağacı kestim, saza benzetmeye çalıştım. Böyle başlamış oldum. Çalmayı  bıraktım, iyice yapmaya döndüm.Sonra Ankara’ya geldim, işe girdim, çoluk cocuk oldu. 

Kaç yılında Ankara’ya geldiniz? 

1955’de

Ankara’ya geldiğinizde bağlama yapımını meslek edinmiş miydiniz? 

Hayır, bir müddet bir kum ocağında çavuşluk yaptım. Sonra, Yenidoğan’da atölyesi olan ‘Çankırılı Deli Mehmet’ lakaplı bir usta vardı. Bahçemizdeki bir söğüt ağacını  kesip biraz oyup şekillendirip ona  yaptırmak için götürdüm. Yaptı, sapını taktı, göğsünü taktı. Ben ara sıra, nasıl yapıyor diye, gidip bakıyorum. O zamanlar saz nasıl yapılır, ölçüleri nasıldır, bir bilgim yok. Sazı yaptı, sıra üst eşiğin ölçüsünü almaya( yerini belirlemeye) geldi. Bana “sen biraz kapıya çıkar mısın” dedi. “Niye” dedim, “ölçü alacağım” dedi. Dedim ki “ Mehmet Usta, benim bu sazı sana getirmemin sebebi ölçüleri bilmemem, yoksa  bu sazı buraya kadar senden daha iyi yapacağımı aklım kesiyor”. Kabul etmedi. Ölçüyü aldı, sazı telledi, parasını verdim, sazı aldım gittim. Tekrar bir ağaç kestim. O  sazın aynısını yaptım. O ne ölçü kullandıysa ben de aynısını yaptım. Ama o ölçü de  ölçü değil, bu gün kullandığımız ölçü gibi değil. Elini, beş parmağını yanlamasına koyup köprünün yerini belirliyor, ona bir şey ekleyip, burası re perdesi diyor falan. Ölçü bu, matematiksel bir ölçü yok. Öyle kendi kendime başladım. İlk Yenidoğan’da bir dükkan açtım. Bir ara kapattım, Mitaş adında bir fabrikada çalıştım. Sonra tekrar açtım. 

O dönemin ünlü ustaları kimlerdi? 

İstanbulda Ermeni asıllı Agop Usta vardı, Ankara’da Yaşar Külekçi vardı. Benden önceki ustalardan Çankırılı Mehmet Usta, Yusuf (Atasoy) Usta vardı Çankırıkapı’da. Sonra Recep Kırıcı vardı. Bentderesinde birileri vardı…(Halil Usta adlarını hatırlayamıyor ama kastettiği kişiler büyük olasılıkla Asım  ve Kazım kardeşler.). Bir de Sezai Yeşilova vardı. 

Tekeliler nasıldı? 

İyi söyledin, bir de Tekeliler vardı.Benden sanıyorum biraz daha eski onlar. 

Siz Tekelilerden hiç etkilendiniz mi? 

Sanmıyorum, çünkü onların sazları o zaman göre bile pek makbul değildi. Göğsü çok bombeli takarlardı, tekneyi çok inceltirlerdi.   

Yusuf Usta sizden ne kadar küçük? 

6-7 yaş kadar.

O sizden sonra mı başladı bağlama yapımına?

Benim yanımda başladı zaten saz yapımına, Yenidoğan’da. Ben kapatınca, Mehmet Cihan’ın yanına geçti, sonra da kendi dükkanını açtı.  

Sizce bağlama yapımının Ankara’da odaklanmasında Radyoevinin etkisi var mı? 

Tabiiki, olmaz mı.  

Sizin ve Yusuf Usta’nın kendinize has tekne formlarınız var. Öyle değil mi? 

Bilemiyorum, biraz gözümüze göre yapıyorduk. Bizim teknelerimiz boğazlıdır( tekne formu sap ile birleştiği noktaya doğru incelerek , adeta bir insan boynuna benzer şekilde gider, Ankara armuduna benzer). 

Peki, neyden etkilenerek böylesi bir forma karar verdiniz? 

Hiç bilmiyorum. Öyle başlamış, öyle yapmışım. Bunu yazılı bir şeyi de yok 

Bu tekne formuna kara verirken öncelikle estetik açıdan mı yoksa ses açısından mı düşündünüz? 

Ses şeyi daha sonra sonra oldu, başladığımız zaman zaten bir şey bildiğimiz yoktu, ses şöyle mi iyi olur, böyle mi iyi olur diye. Fakat sazda şöyle biraz boğaz olursa ses daha tatlı, lezzetli oluyor. Öyle geliyor bana. 

Sizin göğüs takma tekniğiniz bana çok ilginç geliyor. Pek çok sazınızı gördüm. Ben ODTÜ mezunuyum, orada Türk Halk Bilim Topluluğunda çok sazınız vardı. Onları çok inceledim ve sizin göğüs takma işini çok iyi ve doğru yaptığınızı düşünüyorum. Bu beceri nasıl gelişti sizde?

 Bilmiyorum, tamamen hissi bir olay. Göğüs takmanın daha öncede bir tekniği falan yoktu. Görünüm nasıl daha iyi oluyor, tını nasıl daha iyi oluyor ona göre takıyordum. Ben tahtayı eğdikten sonra orta kısmını alttan sistre ile inceltirim, bir de kenarlar ince olur. 

Eskiden göğüs kancalar yardımıyla takılırmış, şimdi kenarlardan bant ile tutturuyorlar değil mi? 

Ben hep kanca ile taktım, öyle olması gerekli. 

Sazı sap ,tekne ve göğüs olmak üzere temel bölümleri var. Bunların arasında ses açısından en önemli bölüm hangisidir? 

Bir numara göğüstür. Sap mühimdir, özellikle ölçü, eşik payı ve çeki payı açısından. 

Tekne formu ile teknenin ağaç cinsini sese verdikleri karakter açısından kıyaslarsak ne dersiniz? 

İşte onu hiç bilemiyorum. Geçen gün bir gürgen saz geldi tamire. Göğüs taktım, o ses dut sazlarda yok. Formu aynen benim sazlarımdaki gibiydi. Belki de formdan etkileniyor.



 

 
 

 
 
 

sazadair © 2006

tasarım:enisali