TÜRK MÜZİĞİ ÇALGICILARI VE YAPIMCILARI Yazdır E-posta

UD’UN MANOL’U, KEMENÇE’NİN BARON’U

 

 

 

Bir müzik aletinin sesi onun olamadan önce o aleti yapanın sesidir.Çalgı her şeyden önce onu yapanın yoğuranın,imal edenin imzasının ve damgasını taşır.Bir imza asla anonim ve genel bir marka değildir.Çünkü her seferinde kişiselleştirilmiş,özel “tek nüsha” bir yapımdır söz konusu olan.

Bu öncelikle madeni olmayan çalgılar için böyledir.Çünkü ses verdiğinde canlanan aletin yapıldığı malzemelerin kendileri canlıdır, organiktir. Ahşabın her çeşidi, deri, kiriş, boynuz, fildişi, bağa, sedef, cila.. bunların her birinin yoğunluğu dokusu,elyafı,yaşam süresi,yaşlanma biçimi ve diğer maddelerle ilişkisi farklıdır.Verecekleri ses de hem kendi doğalarının hem de birlikte bulundukları diğer malzemenin bir yansıması olacaktır.Bu doğal maddelerle haşır neşir olmayan,iyi bir lütiye olamaz.

On yedinci ve on sekizinci yüzyılların efsanevi Cremona’lı keman yapımcıları Stradivarius Guarneri ve Amati gibi büyük lütiyelerin  sırları,her şeyden önce bu doğa ve malzeme bilgisinde saklıdır.Zanaat ,tecrübe, el becerisi işçilik sonra gelir.Ama bunlar olmadan malzemeye hakimiyet de olmaz elbette. Türk Müziği çalgıcılarının isim bırakmış yapımcıları arasında öncelikle marangoz ve cilacıların bulunması da sadece bir rastlantı olmasa gerek.

Çalgı Yapımcıları:

 

Topkapı Sarayı arşivlerinde on yedinci yüzyıla ait bazı belgelerde sarayda saz çalan cariye ya da içoğlanlarının sazlarının imali ve tamiriyle ilgili kayıtlar vardır.Örneğin,1680 yılına ait bir ödeme kaydında harem için sedefkari bir kemençenin, bir dairenin (tef),bir miskal’in (pan flüte benzer eski bir Türk çalgısı) ve  üç adet çöğürün yaptırıldığı ve mevcut bazı çalgıların da tamir ettirildiği belirtiliyor.Ayrıca bu çalgıların muhafazası için bir kutu ve çuhadan zarflar yaptırılmıştır.On sekizinci yüzyılın sonlarında ,III.Selim döneminde  de saray tarafından şehirdeki ustalara saz siparişleri verilmiştir.

Ancak bu çalgıları yapan yada tamir eden ustaların adları ilgili belgelerde belirtilmemiştir ne yazık ki. O dönemlerde yaşamış hiçbir çalgı yapım ustasının adı bu güne gelebilmiş değldir.On altıncı,on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda yaşamış ,adlarını bildiğimiz sazendelerin bazılarının aynı zamanda birer çalgı yapımcısı olmaları muhtemeldir.

Adlarını Kesinlikle bilip yapıtlarını izleyebildiğimiz çalgı yapımcıları hep on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarında yaşamış ustalardır.Bunalar arasında en meşhurları  da ud ve kemençe yapımcılarıdır.On dokuzuncu yüzyıldan beri tanbur ya da kanun  yapımcılarının eserleri  ulaşmamıştır nedense.Örneğin,Türk müziğinde kesintisiz olarak en az üç asırdır kullanılan bir çalgı olan tanburun on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda hangi ustalar tarafından yapıldığının bilmiyoruz.On dokuzuncu yüzyıl tanbur yapımcılarının  bazılarının ise sadece adlarını biliyoruz ve yaptıkları ile ilgili ayrıntılı bir bilgimiz yok .Ney için de durum aynıdır.

Dahası çok eski tanbur yada neyler, icracılar tarafından genellikle makbul bile sayılamaz.Ayrıca,bu iki çalgı yapı itibari ile basit oldukları ve görünüş itibari ile de öyle kalmaları gerektiği için birer obje olarak da bir antika değeri yoktur.Ne tanbur nede ney süs gerektirir.

Bu iki soylu tür Müziği çalgısının süslemeyi kaldırmadığı kanısı yaygındır.Bu iki çalgı oyma ,kakma ve diğer çok ince marangozluk işlemlerine tahammül etmez.İcracıların genel kanısına göre ,bu “fazlalıklar” tanbur ve neylerin sesinin kalitesini bozar.Onun için ,bu günün en iyi tanbur yapımcıları tüm zamanların en iyi tanbur yapımcıları sayılır.Eski efsanevi yapımcılar yoktur bu çalgılar için.En iyi tanburları bugünün Fehmi Usta’sı bu günün Turan Usta’sı vb. yapar.

Eski ney ve tanbur yapımcılarının adlarının bu güne gelememesinin bu çalgıların tarihleri ile ilgili önemli bir nedeni daha vardır.Klasik Türk Müziği’nin en eski iki çalgısıdır ney ve tanbur.Bugün bildiğimiz yapı ve biçimlerine on yedinci yüzyılın başlarında ulaşmışlardır.Bu çalgıların ölçü ve standartları daha o zaman belirlenmiştir.Yani bu çalgılar o tarihten bugüne pek bir değişikliğe uğramadan gelmişlerdir.Üç yıl boyunca  da ne  bu çalgıların yapımında önemli bir değişiklik olmuş, nede bu değişiklik ve iyileştirmelerine imzasını atabilen önemli bir lütiye ortaya çıkmıştır.Yakın zamanlardan hatırlarda kalan Kumkapı’lı Ziya Bey ,Onnik Garipyan gibi tanbur yapım standartlarına harfiyen uyabilme becerileriyle hatırlanır daha çok.

Neyde de durum aynıdır.Ölçüler ,standartlar asırlardır bellidir,sabittir.Kullanılan kamışın doğal kalitesi iyi olunca da ,çalgıyı yapmak için (ki buna “ney açmak” deniyor) ölçülere riayet etmekten başka yapacak bir şeyi kalmaz.Dolayısı ile, önemli ney yapımcılarından  da söz etmek mümkün değildir.

Kanunun Türk Müziği tarihindeki yeri inişli çıkışlı olmuştur.İstanbul’da on yedinci yüzyılın ortalarında birkaç çalıcısı olduğu bilinen kanun ,o tarihlerden sonra rağbetten düşmüş ve uzun süre kullanılmaz olmuştur.Osmanlı İmparatorluğunun ancak Arap bölgelerinde kullanılmıştır.Türk müziğine on dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru dönüşü ise Şamlı Ömer Efendi adlı bir kanuni sayesindedir.En eski kanunların da Şam ve Halep yapımı kanunlar olduğu kabul edilir.Bu günün en tanınmış kanun ustası İzmirli Ejder Ustadır kuşkusuz.

Oysa ud ve kemençede durum böyle değildir.Bu iki çalgının geçmişte çok saygın yapımcıları olmuştur.Onlardan bu güne de çok değerli çalgı örnekleri ulaşmıştır.Bu çalgı yapımcıları hakkında  da epey bilgiye sahibiz.Eski lütiyelerin en meşhurları da ud yapımcısı Manol ve kemençe yapımcısı Baron’dur kuşkusuz.



 

 
 

 
 
 

sazadair © 2006

tasarım:enisali