ARİF SAĞ ÜSTAD'IN DAVULLAR ÇALINIRKEN ÇALIŞMASI VESİLESİYLE ANADOLU MÜZİĞİNDE USULLER Yazdır E-posta
Okan Murat ÖZTÜRK

 

Arif Sağ “Üstad”, Anadolu bağlama icrası geleneğinin önde gelen temsilcilerinden biri olarak, kuşkusuz ki Türkiye’de halk müziğine ilgi duyan pek çok kimse için son derece önemli bir isim. Onun halk müziği ve bağlama icracılığı adına en önemli katkısının, 1982’de İstanbul Şan Tiyatrosu’nda verdiği “İşte Bağlama, İşte Arif Sağ” konseri olduğunu düşünürüm, hep. Çünkü bu konser, birçok bakımdan Türkiye’de bir “ilk olma” niteliği taşır. Bağlamanın bir “solist enstrüman” olarak kullanılması ve teknik anlamda dikkat çekici bir repertuara sahip olması gibi nitelikleri, Üstad’ın o dönemlerden başlayarak, Türkiye’deki pek çok bağlama ve halk müziği severin, saygı, sevgi ve hayranlığını kazanmasını sağlamıştır.

 

Geçtiğimiz günlerde Arif Sağ, yeni ve ilginç bir çalışma yayımladı. Anadolu ritimleri üzerine kurgulanmış olan bu çalışma, “Davullar çalınırken” adını taşıyor. Albümün en dikkat çeken yanı, kayıtlarda kullanılmış olan vurmalı çalgıların tamamının Arif Sağ tarafından çalınmış olması. Bu yönüyle albüm, Arif Sağ’ın çok iyi bildiğimiz bağlama üstadlığının yanı sıra, önemli bir Anadolu vurmalı çalgılar üstadı olduğunun da bir belgesi, aynı zamanda. Albümün kitapçık kısmında Arif Sağ, neden Anadolu ritimleri üzerine yoğunlaşan bir çalışma hazırladığının gerekçelerini sunuyor. Anadolu ritimlerinin, özellikle son yıllarda gelişme gösteren ve daha çok Latin, Arap ve Balkan kökenli ritim yapılarının Anadolu müziğine uyarlama yoluyla egemen olduğu hususuna işaretle, Anadolu ritimleri konusuna dikkat çekmek adına böylesi bir çalışmaya yöneldiğini açıklaması, her bakımdan dikkat çekici bir yaklaşım sergilemektedir.

 

Bu bağlamda, hem üstadın yeni çalışması ve işaret ettiği hususlar bakımından ve hem de “Anadolu usulleri” konusunda yapılmasını dilediğim tartışmalara bir katkı sağlayabilmek ümidiyle, Anadolu müziğinde “zaman organizasyonu” sağlayan temel bir kavram olan “usul” konusuna ilişkin bilgi ve gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Amacım bu alanda oluşmasını ve gelişmesini benim de can-ı gönülden arzu ettiğim tartışma ortamına, bir nebze de olsa katkı sağlayabilmektir.

 

ANADOLU ve MÜZİĞİ

 

Günümüz Türkiye’sinin hemen her alanda tarihsel birikimini oluşturan Anadolu kültürü, müzik alanında da, bu kültürel alan içinde şekillenmiş çok sayıda yerel müzik geleneklerinden oluşmaktadır. Ancak Anadolu’da gelişme göstermiş olan yerel müzik geleneklerinin adlandırılması konusunda önemli bir problem bulunmaktadır. Resmi ideolojinin bir tercihi olan ve milliyetçi bir söylemle kullanılıp, yaygınlaştırılan “Türk Halk Müziği” adlandırması, Anadolu’daki bu yerel zenginlik ve çeşitliliklerin “üstünü örten” ve “homojenleştirici” bir etkiye sahip. Bu nedenle, bu “resmi” tercih yerine ben, en azından kendi çalışmalarımda, genel bir tür olarak “Anadolu Müziği” adlandırmasını tercih etmekteyim. Bu adlandırmanın her bakımdan daha bilimsel, daha tutarlı ve daha kapsayıcı niteliklere sahip olduğunu düşünüyorum. Üstelik Anadolu kültürü denildiğinde, tarihsel, kültürel, doğal ve siyasi olarak bu kavramın, “çevre kültürler”le de organik bağları olduğunu unutmamak gerek. Dolayısıyla, binlerce yıllık geçmiş içinde ve çok sayıda değişkene bağlı olarak geliştiğini düşündüğüm Anadolu yerel müzik kültürlerinin, cumhuriyetin “millileştirici-dönüştürücü” yaklaşımlarıyla,

sağlıklı biçimde ele alınmasının mümkün olmadığına inanıyorum.

 

Anadolu yerel müzik kültürlerinde, geleneksel olarak müzik, iki temel yapısal kavram içinde

gelişme göstermektedir. Bunlardan birincisi, “zaman organizasyonu” sağlayıcı “usul” kavramı; diğeri ise “ses organizasyonu” sağlayan “makam” kavramıdır. Bu yazı, temel olarak “usul” kavramı üzerinde durmayı amaçlamaktadır.



 

 
 

 
 
 

sazadair © 2006

tasarım:enisali