ARİF SAĞ ÜSTAD'IN DAVULLAR ÇALINIRKEN ÇALIŞMASI VESİLESİYLE ANADOLU MÜZİĞİNDE USULLER Yazdır E-posta

 

KAVRAMSAL ve İŞLEVSEL AÇIDAN “USUL"

 

“Usul”, en geniş anlamıyla Anadolu ve çevre kültürleri bakımından, müzikte “zaman organizasyonu” sağlayan temel ve genel bir kavramdır. Pratik düzeyde usul, müziğin zaman boyutunu düzenleyen dört temel kavramı içermekte ve işlevsel olarak bunları bünyesinde taşımaktadır. Bunlar:

        1.RİTM KALIBI

        2.TEMPO(HIZ)

        3.ÖLÇÜ

        4.FORM

Bu denli çok işlevli bir kavram, kuşkusuz ki yukarıdan beri tanımlanmaya çalışılan müzik türleri için temel durumdadır. Yaygın kabulün aksine usul, yalnızca ezgilerin şekillenmesini sağlayan bir kavram değildir. Bir benzetmeyle açıklamak gerekirse, elektronik bir sistemde, tıpkı bir elektrik akımı gibi çalışır. Nasıl akım olmadan elektronik bir sistem işleyemezse, usulün belirlediği “kesintisizlik” ve “döngüsellik” olmadan da, ezgiler gelişme gösteremeyecek, müzik “hayat” bulamayacaktır. Bu özellik, “usulsüz” diye nitelendirilen “uzun hava” türündeki ezgiler için bile geçerlidir. Henüz detaylı şekilde araştırılmış bir konu olmamakla birlikte, uzun havaların da belirli bir ritim ve form dengesine sahip olmaları, farklı türden bir usul sahibi olduklarına işaret etmektedir. Yada usullü örneklerle, serbest veya değişken ritmik özellikler sergileyen örnekler arasındaki “geçişkenlik”, bu yönüyle usul konusunu yeniden düşünmek, incelemek ve değerlendirmek gerektiğini ortaya çıkarmaktadır. 

 

Bu denli çok fonksiyonlu ve temel nitelikteki usul konusunun, ne Anadolu yerel müzik kültürleri içindeki işlevlerinin, ne de Osmanlı musiki kültürü içindeki uygulama ve esaslarının, yeterince önem verilerek ele alınmış bir konu olduğunu söylemekten hala oldukça uzağız. Türkiye’de geleneksel müziklerin, başından beri “iki kamplı” hale getirilmiş olması, bu türlerin temsilcilerinin de oldum olası birbirlerine sırt çevirmelerine ve birbirlerini dışlamalarına yol açmıştır. Dolayısıyla “halk” müziği icracılarıyla, “sanat” müziği icracıları arasında, bilgi, uygulama, repertuar ve teknik bakımlardan, adeta “farklı gezegenlerden gelmişçesine” bir yabancılaşma ve kopma ortaya çıkmıştır.

 

Bu durum, kimi istisnai çalışmalar dışında günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. Bu “ayrılma”nın en önemli zararı ise, geleneksel müzik kültürümüzün temel taşları durumunda olan “usul”, “makam” gibi kavramların yozlaşmasına yol açması; içerik ve kapsamlarının “Batılı” benzerleriyle izah edilme çabaları yüzünden sığlaştırılması ve işlevsizleştirilmesi olmuştur. Doğal olarak bu uygulamalar, geleneğin kendini üretememesine, kendi mekanizmaları ve teknolojisi içinde kendini geliştirememesi ve yenileyememesine yol açmış; sonuçta “binilen dalın kesilmesi” bir yana, “kaş yapayım derken, göz çıkarma” durumu hasıl olmuştur. Özellikle “radyo” merkezli olarak gelişen bu uygulamalar, geleneksel müzikler arasında doğal olarak var olan ilişkilerin  yozlaşarak birbirinden kopmasına yol açtığı gibi, geleneğe rağmen “radyo tarzı” denilen bir “yeni gelenek icadı”na da sebep olmuştur. Dolayısıyla günümüzde, büyük çapta yozlaşmış, içerik ve işlevini yitirmenin eşiğine gelmiş bir geleneksel müzik kültürüyle yüz yüze gelmiş durumdayız. Bugün geleneksel türlerin repertuar ve teknik özelliklerini çok iyi düzeyde bilen müzisyen veya teoriysen neredeyse yok denecek kadar azalmıştır. Dolayısıyla uzun bir “binilen dalın kesilmesi” hikayesidir aslında bu ve bana hep biraz “trajik” gelmektedir…

 

USUL KONUSUNA “BATILI” YAKLAŞIMLAR

 

Batılı araştırmacılar, “usul” kavramına bağlı olarak müzik yapma alışkanlığına sahip olan kültürlere ilişkin incelemelerinde, “usul” kavramını açıklamak için sık sık “isorhythmic” (eş-ritimli, aynı ritimden oluşan) ve “isometric” (eş-ölçülü, aynı ölçü sayısına sahip) nitelemelerini kullanmaktadır. “Rhytmic mode” (ritm kalıbı) kavramı da, yine usul için kullanılan bir diğer terim olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu terimlerle yaklaştığımızda, usul kavramını ritmik ve metrik bakımdan tanımlayan en önemli kriterlerin, öncelikle belirgin bir “kalıp” (mode, pattern) oluşturması ve yine bu kalıbın, “düzenli” bir tekrarlanma ve dağılım sergilemesi olduklarını görüyoruz.

 

Gerçekten de en azından “adlandırılmış” usuller bakımından incelendiğinde, bir usulü diğerinden ayırmak için başvurulan en önemli kriterlerin bunlar olduğu görülmektedir. Yani bir usul, öncelikle belirli bir “ritim kalıbı” demektir ve bu kalıp, “elektrik akımı” gibi kesintiye uğramaksızın, belirli bir “döngüsellikle” müzik boyunca “tekrar” edilmektedir. Kimi ezgilerde birden çok sayıda usul kullanıldığı da olmaktadır. Böylesi örnekleri, yine Batılı değerlendirmeyle “heterorhythmic” (farklı-ritimlerden kurulmuş) ve “heterometric” (farklı-ölçülerden oluşan) olarak nitelendirmek mümkündür. Dolayısıyla, bir müziğin heteroritmik yada heterometrik olması durumu, usul bakımından birden çok elemanın bir arada bulunmasını ifade etmektedir. 

 

Usul, bir kalıp ritimdir ancak icrası daima değişim, dönüşüm ve yaratıcılığa açık bir yan da sunmaktadır. Usulde esas kalıbın dışına çıkılmasını sağlayan ve daha süslemeli bir şekilde gerçekleştirilen her tip icra, “velvele” olarak adlandırılmaktadır. Velvele, icracının kapasitesi ve yeteneği doğrultusunda usulün “varyasyon”larının oluşturulması mekanizmasıdır. Bu anlamda velvele, usulün hem daha küçük ritmik vuruşlarla icra edilmesini sağlar, hem de özellikle vurmalı çalgı icracıları için bir “yaratıcılık” ve “yetkinlik” (virtuosity) göstergesidir. Başka bir ifadeyle “velvele”, usulün varyasyonlarının elde edildiği, “kişisel yaratıcılık” ve “yenilik”lere açık olan kısmıdır. Bu anlamda sözgelimi bir usul, belirli bir “kalıp” gösteriyorsa, bu usulün icrası sırasında yapılacak her tür yeni varyasyon, hem usulün “tekdüze”leşmesini engelleyecek, hem de icracının teknik kapasite ve yaratıcılığının da bir göstergesi olacaktır. 



 

 
 

 
 
 

sazadair © 2006

tasarım:enisali