ARİF SAĞ ÜSTAD'IN DAVULLAR ÇALINIRKEN ÇALIŞMASI VESİLESİYLE ANADOLU MÜZİĞİNDE USULLER Yazdır E-posta

BİR “UYDURMA” GELENEK: “SARISÖZEN ÖLÇÜLERİ”

Bu bakış açısından yola çıkıldığında usulün hiçbir zaman, Batılı anlamda “ölçü” karşılanamayacağı, onunla özdeşleştirilemeyeceği gayet açıktır. Ölçü, tek başına kullanıldığında, usulü ifade etmekten uzak ve üstelik de son derece yetersiz bir kavramdır. Doğası gereği ölçü, “seçilmiş” bir birim notadan, belirli bir adedinin bir toplam değer verecek şekilde bir araya getirilmesini ifade eder ve bu, “ölçü sayısı” denilen iki rakamla gösterilir. Örneğin 4:4 rakamlarında ikinci rakam seçilmiş olan nota birimi olarak “dörtlük nota”yı, birinci rakam ise bu dörtlük notadan dört adedinin toplam ölçü değerini oluşturduğunu simgelemektedir. Bu niteliği gereği ölçü, “sayılabilen” bir unsurdur. Oysa Anadolu müzik kültürlerinde hiçbir zaman bu tip bir anlayışla müzik yapılmamaktadır. Bu topraklarda gelişme göstermiş olan müzik kültüründe müzisyenler, ister yerel müzik icracısı, isterse uzmanlaşmış bir eğitimden geçerek, seçkinlere özgü müzik yapan icracılar olsunlar, daima “usul” bilinci ile müzik yapmaktadırlar. Usul, yapısı gereği, belirli bir ritim kalıbına sahip olduğundan, geleneksel müzik icrasında daima öncelikli ve esas niteliktedir. Dolayısıyla usul, “sayılan” değil, “vurulan” bir kavramdır. Bu iki kavram ise, işlevsel olarak birbirinden tamamen farklıdır.

Bu bakış açısından hareket ederek denilebilir ki salt bir ölçü göstergesi, aslıda hiçbir zaman bir usulü ifade edemez. Örneğin 4:4 veya 8:8 şeklindeki bir “ölçü” göstergesi ile geleneksel anlamda “sofyan” mı yoksa “düyek” mi vurulacağını “belirtmek” mümkün değildir. Ancak ritim kalıbını belirtmek suretiyle usul anlaşılabilir. Eski üstadlar, gelenek içinde her bir usul için ayrı bir isim vermek yoluyla bu farklılığı ayırt etmiş ve uygulamışlardır. Bir örnek vermek gerekirse, geleneksel müzisyenler “aksak usulü” vurulacak denildiğinde bunun ritmik kalıbının ne olduğunu gayet iyi bilirler. Oysa aynı usul için “9:8 ölçü” ile sayılacak denildiğinde, bu ölçünün yalnızca üçerli birimlerden mi oluştuğu (?), ikişerli ve üçerli birimlerin karmalanmasından oluşuyor ise, üçerli birimin ölçü içinde hangi kesitte yer aldığı (?) gibi “belirsizlikler” müziğe başlamadan önce epey kafa yorulması gereken bir durum arz etmektedir. Düşünülmelidir ki Türkiye’de geleneksel müzik icra eden neredeyse tüm “profesyonel” icracılar, yıllardır bu “ikinci şıkka göre” geleneksel müzik icra etmeye çalışıyorlar! Hani sürekli “yozlaşma”dan söz ediliyor ya! Yozlaşmanın nedenlerini ve sorunun asıl kaynağını tespit etmeden, bu tartışmanın sağlıklı biçimde yapılabileceğine ve tartışanları doğru bir sonuca ulaştırabileceğine kesinlikle inanmıyorum. Geleneksel müzisyenler olarak bizler, yıllardır “sol kulağımızı, sağ elimizi kafamızın üzerinden aşırarak tutma”ya öylesine alışmış ve kanıksamışız ki, bu bizlere artık “anormal” gelmiyor!

Geleneksel usuller, hiçbir surette Batılı ölçüler ile ifade edilemeyeceğine göre, özellikle halk müziği alanında bunca yıldır sürdürülmekte olan “ölçü tespiti” uygulamaları, aslında tamamen “zemin”ini yitirmiş olmaktadır. Muzaffer Sarısözen’den bu yana yürütülmekte olan ve usulü ölçüyle özdeşleştiren yaklaşımın, bu anlamda ne kadar tutarsız, uydurma ve geçersiz olduğu sanırım ve umarım (!) ki ortaya çıkmıştır. Sarısözen, derleme sürecinde aktif şekilde yer almış bir isim olarak, topladığı materyali kendince bir değerlendirmeye tabi tutmuş idi. Bu değerlendirmenin sonunda da “Türk Halk Musıkisi Usulleri” (1962) başlıklı kitabını yayımlamıştı. Bu kitap yazıldığı dönemden başlayarak, Sarısözen’in öğrencileri veya “mesai arkadaşları”nca, adeta bir “kutsal kitap” (!) gibi kullanılmış ve kabul edilmiştir (halen edilmektedir de). Bu kitaba dönük yegane eleştiri, Sarısözen’le birlikte tüm derleme sürecinde aktif biçimde yer almış ve yayımladığı kitap ve makalelerle halk müziği konusuna ışık tutmaya çalışmış olan Prag Konservatuarı mezunu Halil B. Yönetken tarafından yapılmış, bu da yayımlanmış olduğu Türk Folklor Araştırmaları dergisinin sayfaları arasında, unutulmaya terk edilmiştir. Oysa en az Sarısözen kadar halk ezgilerinin incelenmesine dönük çalışmalarıyla tanınan Yönetken, Sarısözen’in “ölçü tespitindeki” pek çok değerlendirmesini doğru bulmadığını yazarak, aslında çok önemli bir noktaya, daha o zamanlarda işaret etmiştir.



 

 
 

 
 
 

sazadair © 2006

tasarım:enisali