ARİF SAĞ ÜSTAD'IN DAVULLAR ÇALINIRKEN ÇALIŞMASI VESİLESİYLE ANADOLU MÜZİĞİNDE USULLER Yazdır E-posta

 

RADİKAL ÖNERİLER

 

Sarısözen’in belirtilen kitabı şöyle bir incelendiğinde, kitabın başlığına rağmen aslında “usul” kavramıyla hiçbir ilgisi olmadığı, tamamen “ölçü”lerle ilişkili olduğu, üstelik usul kavramının yazar tarafından bilinmemesi ve doğru olarak anlaşılmamış olması nedenleriyle, pek çok yanlış ölçü “icat”ına yol açtığı da görülmektedir. Dolayısıyla ilk olarak yapılması gerekenin, Anadolu müziği adına çok önemli bir yanlıştan kurtulmak adına “Anadolu Müziği Usulleri” konusunda hiçbir bilgi vermeyen, Sarısözen’in pek çok yanlış anlama ve değerlendirmelerinin sonucu hatalı ölçüler içeren ve üstelik de bu “acaip” ölçüleri “sınıflandıran” bu kitabın, eğitim ve uygulama alanından mutlaka ve en kısa zaman içinde kaldırılması gerektiğini ısrarla ileri sürüyorum. Bu kitap, Sarısözen’in kişisel yaklaşımını yansıtmak dışında, Anadolu müziğinin usul alt yapısını anlatmaktan tamamen uzaktır ve pek çok yanlış, yetersiz ve uydurma ölçüler içermektedir.

 

İkinci olarak, bu uydurma “Sarısözen ölçüleri” geleneğine sıkı sıkıya bağlı kadroların “sığınağı” olan TRT tarafından sürdürülen “nota yayıncılığı”na da, bu anlamda bir an önce son vermek gerekmektedir. Geleneksel müzikler adına bu önemli “kurumlaşma” yanlışından da bir an önce kurtulmak, geleneksel müziklerin doğalarına uyan yeni kurumlaşma modelleri üzerinde kafa yormak ve çözüm üretmek gerekiyor. Bu nedenle, geleneksel repertuarın tespiti anlamında illa ki nota yayımı yapılması hedefleniyorsa, bunu mutlaka bu alanda uzmanlaşmış, bilimsel nitelikte bilgi, donanım ve tecrübe sahibi araştırmacıların üstlenmesi gerekliliğini burada bir kez daha vurgulamak isterim.

 

Hangi mantık ve ilke doğrultusunda yapıldığı anlaşılamayan ve güya “söze göre”, “parmak hesabı”(!) yapılarak “icat edilmiş” (belki “uydurulmuş” demek daha doğru olacaktır) 6:4, 17:8, 18:8, 19:8, 20:8, 24:8, 30:8 vb. ölçülerle yapılan bu nota yayıncılığında artık daha fazla ısrar etmemek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü neredeyse yazılan her yeni nota, bu notaları yazan kişilerin “bilgisizlik”, “yetersizlik” ve “vurdum duymazlık”larının birer belgesi olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır! İnsanın söylemeye ve yazmaya dili varmıyor ama, halk müziği alanında “hoca” olarak nitelendirilen ve gerçekten yıl hesabına vurulduğunda ciddi bir geçmişe (birikim demeye dilim varmıyor!) sahip olan kişilerin, akademik anlamda büyük yetersizlikler taşıdıkları, buna rağmen bu alandaki boşluğu ısrar ve inatla yine kendilerinin doldurmaya çalıştıkları, “her şey olma” konusunda inanılmaz bir azim ve hırsa sahip oldukları üzülerek görülmektedir. İnsanın aklına, Nasreddin Hoca’nın “kedi-ciğer” hikayesi geliyor, ister istemez… Özellikle konunun araştırmacılığına veya eğitimine soyunmuş olan kurumların, gerekiyorsa bu konuda ulusal veya uluslararası nitelikte sempozyumlar düzenleyerek, sorunu, bir an önce bilimsel bir çözüme kavuşturmaları, en büyük dilek ve önerimdir.

 

ANADOLU USULLERİ

 

 

Anadolu yerel müzik kültürlerinde kullanılan usuller ve bunların farklı icracılar elinde şekillenen her tip varyasyonları, Anadolu’da müzik üretiminin ana malzemesi olagelmiştir. Bu usuller, müziğin tekrarlanmasında olduğu kadar, yeniden üretilmesinde ve tamamen esas nitelikteki bestelerin yapılmasında hayati önem taşımaktadır. Bu konuda özellikle yerel müzisyenler arasında araştırma ve gözlem yapmış biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Anadolu’da usulün temelini oluşturan “ritim kalıpları”nı bilmeden müzik yapılamaz!

 

Yerel müzisyenler, çocukluklarından başlayarak yerel repertuarı öğrendikleri her kademede, öncelikle ritimle meşgul olmaktadırlar. Örneğin Aydın-Germencik’te, Milas-Dibekdere’de davul çalan icracıların hemen hepsi, çocukluk yıllarından itibaren hem yerel repertuarı öğrenmekteler, hem de bu repertuar içinde, hangi ezgide nasıl bir ritim kalıbı vuracaklarını bizzat tatbik ederek yetişmekteler. Üstelik bu süreçte, teknik anlamda çalgıya olan hakimiyetleri arttıkça, yukarıda “velvele” olarak adlandırılan varyasyonları yaratma ve geliştirme konusunda, tamamen kişisel buluş ve katkılarını da sağlayabilmekteler. Öyle ki temelde bir usulün icra anında çok sayıda versiyonunu üreterek, müziğin o anki icrasına ayrı bir boyut ve zenginlik katabilmektedirler. Aynı durum Trakya’da, Doğu Anadolu’da, Orta Anadolu’da, Karadeniz’de de görülebilmektedir. Aslında Anadolu usulleri konusunda gerçekten ciddi bilimsel araştırmalar yapmak gerekiyor. Bu konudaki bilgi eksikliğin çok iyi organize olmuş ekiplerce araştırılması, tespit edilmesi ve değerlendirilmesi önemli bir proje olarak ortada duruyor. Üniversitelerimiz uyuyor mu?

 



 

 
 

 
 
 

sazadair © 2006

tasarım:enisali