ARİF SAĞ ÜSTAD'IN DAVULLAR ÇALINIRKEN ÇALIŞMASI VESİLESİYLE ANADOLU MÜZİĞİNDE USULLER Yazdır E-posta

 

ÜSTADIN “ANADOLU RİTMLERİ”

 

 

Yeniden Arif Sağ Üstad’ın çalışmasına dönecek olursak, çalışmanın öncelikle “yaklaşım” bakımından önemli olduğunu bir kez daha vurgulamak gerekiyor. Örneğin “bu albümün temel amacı Anadolu’daki ritim külliyatını bir araya toplamaktır. Başka bir deyişle geleneksel ritim karakterinden uzaklaşılarak oluşturulan ritimlerin yerine, Anadolu müziğinde son dönemde kaybolmaya yüz tutmuş orijinal ritimlerin ortaya çıkmasını sağlamaktır” diyor, Üstad. Yine albüm kitapçığında dile getirdiği şu tespitlerin de önemli olduğunu düşünüyorum: “Anadolu müziğinde melodik yapının zenginliği varlığı birçok müzik adamı, akademisyen tarafından dile getirilen bir gerçektir.  Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren yapılan derlemelerin çoğunluğu da, bu zenginliğin kayıt altına alınması çabasının bir sonucudur. Ancak bu derlemelerde göz ardı edilen bir ayrıntı, büyük bir ihmalin yaşanmasının zeminini hazırlamıştır. Bu ihmal, türkü ve halk oyunları derlemelerinde sadece melodilerin notaya alınmış olmasından kaynaklanmaktadır.” 

 

Burada bir parantez açıp, Üstad’ın aktardıklarına bazı katkılar yapmak gerekecek. Darülelhan’ın gerçekleştirdiği ilk halk türküleri yayınlarında (1924-31) türkülerin geleneksel anlamda sahip oldukları “usul”ler, türkülerin başlangıç kısımlarında belirtilmekte idi. Ferruh Arsunar, Ruhi Su gibi araştırmacı ve sanatçılar da usulleri, ritim kalıpları şeklinde türkülerin ezgi kesitleri üzerinde kağıda aktarmışlardı. Arif Sağ’ın dile getirdiği “büyük ihmal”, bir dönem kendisinin de sanatçı olarak çalıştığı TRT’ye özgü uygulamalardır ki, bu uygulamaların da mimarı Muzaffer Sarısözen olmuştur. Halk müziğini teorik ve pratik düzeyde önce ayırmaya, sonra da “gelenek icadı” yoluyla köksüzleştirmeye dayanan bu uygulamalar, ne yazık ki geleneksel müzik kültürümüzün her geçen gün biraz daha yozlaşmasına, yabancılaşmasına ve başkalaşmasına yol açmaktadır. Konuya bu açıdan bakıldığında ise, konunun ihmale gelir bir yanı olmadığı, aksine çok ciddi bir boyut taşıdığı görülmektedir.

 
 

Albümdeki müzik kayıtları dinlenildiğinde, Üstad’ın “yazdıkları” ile “yaptıkları” arasında kimi önemli çelişkilerin var olduğu görülüyor. Her şeyden önce Arif Sağ, Anadolu ritimleri konusuna dikkat çekmeye çalışırken, “usul” kavramından ne yazık ki uzak düşmekte. Başka bir ifadeyle Üstad, usul konusunun işlev ve önemini kavrayamamış olması nedeniyle, bu çalışmasında usulün yalnızca ritim yönüyle ilgilenmektedir. Usulün temel ve genel bir kavram olduğu, ritim kalıplarına bağlı olarak geliştiği, bir model oluşturduğu ve icracılar elinde, kendi yetenek ve kapasiteleri doğrultusunda şekillendiğine yukarıda değinilmişti. Bu bağlamda albüm, “Anadolu usulleri” konusunda bir kaynak olarak değerlendirilebilecek durumda değildir. Ritim konusunun “değişken” yönü gereği,“Anadolu ritimleri” başlığı altında, farklı yörelerde kullanılmış olan usullerin değişik “ritmik varyasyonları”nın Arif Sağ’a göre şekillenmiş örneklerini içeren bir albüm bu. Dolayısıyla çalışmanın “Arif Sağ yorumuyla Anadolu ritimleri” olarak anlaşılması daha tutarlı olacaktır bence. Aksi takdirde albüm amacını aşacak ve Arif Sağ’ın çaldığı ritimlerin tamamının, Anadolu’da aynen onun çaldığı şekilde çalınıyor olduğunu düşündürtecektir ki, bu çok hatalı bir sonuçtur. Bu önemli sakıncanın aynı zamanda önemli bir çelişki oluşturduğunu en başta vurgulamak gerek.

 

Albümde ilk sırada yer alan, Anadolu “ağır zeybek” repertuarının en görkemli örneklerinden biri durumundaki “Kocaarap Zeybeği”nin icrasında bazı “tuhaflıklar” olduğunu düşünüyorum. Kariyerini kimsenin tartışmayacağı Arif Sağ gibi bir üstadın, Kocaarap Zeybeği’ni nasıl olup da “metronom”la ve neredeyse hiçbir geleneksel davul icra özelliğine riayet etmeksizin seslendirebildiğini, doğrusu ben anlayamadım. Çok iyi hatırlıyorum ki, neredeyse yirmi yıl önce çaldığı bir başka solo icrasında Üstad, aynı ezgiyi gerçek anlamda “yaşatan” ve “yansıtan” bir icrayla yorumlamıştı. Şimdiki icrasında, bu zeybeği “düzenli bir metronom”la yorumlamış olmasının yeterince “garip” olması bir yana, “ağır zeybek” ritimlerinde özellikle karakteristik olan ve neredeyse bir “doğaçlama” gibi icra edilen davul eşliğini, “çubuk çekme”leri vs. hiç dikkate almamış olması, yalnızca “düzenleme” anlayışıyla izah edilebilir ve mazur görülebilir bir gerekçe gibi gelmiyor bana. “Anadolu ritimleri” gibi son derece iddialı ve kapsayıcı bir başlık taşıyan böylesi bir çalışmada, bu eserin icrasının “isabetli” ve “doğru” olduğu ne yazık ki söylenemez.

 

Portakal Zeybeği’nde kullanmış olduğu ritimler de, ezgide bulunması gereken temel ritim kalıplarını yansıtmaktan uzak durumda. Silifke yöresi “zeybek” ezgilerinde “aksak” ve “oynak” adı verilen geleneksel usuller yaygındır. Portakal Zeybeği, “oynak” usulündedir. Bu usul, benim bugüne dek dinlediğim çoğu icrada, yöre müzisyenlerince “düm düm tek düm tek düm düm düm tek” şeklindeki bir temel kalıpla vurulmaktadır. Üstad’ın bu ritm kalıbını hiç dikkate almamış olması, gerçekten yadırganacak bir durum arz ediyor. Ayrıca ezgi için kendince uydurduğu ritim de, oynamaya kalkanı resmen “tökezletecek” nitelikte bir kalıba sahip. Bu noktayı Üstad nasıl olup da göz ardı edebilmiş, doğrusu anlamakta zorluk çekiyor insan.

 

Benzer olarak, “horon”da kullandığı ritim kalıbını (eğer kendisi uydurup yakıştırmadıysa!), hangi kaynaktan dinleyerek öğrendiğini, bugüne dek hiç öyle bir “horon ritmi” duymamış biri olarak gerçekten merak ediyorum. Horonlar, Doğu Karadeniz müziğinin esas dans müzikleri ve “Devr-i Hindi” usulü bunlarda çok yaygın. Kimi sofyan yada düyek kalıplı ezgilere de “horon” adı veriliyor ama, bunların vuruluşları ve ritmik varyasyonları, Arif Sağ’ın çaldığı ritimle de pek bir benzerlik taşımıyor. Üstad’ın bu icrasını biraz “fantezi” bir “horon” olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır, sanırım…

 

Çorum Halayı’nın ezgisel icrası, bir “Üstad”a yakışır olgunluk taşımaktan oldukça uzak. Hani dilim varmıyor ama, Arif Sağ yalnızca “nota çalmakla yetinmiş” gibi geldi bana! Bu tavır da, albümün genel anlamda taşıması gereken “üstadane” nitelikleri biraz gölgeliyor aslında. Kayıtların “miks”lerinin de biraz “abartılı” yapıldığını düşünüyorum. Çalışma bir ritim albümü olarak tasarlanmış, evet ama, yapılan mikslerde perküsyonlar için gereksiz bir “önde olma” tercihi uygulanmış olması da “yadırgatıcı” bir durum çıkarıyor ortaya. Hele “Bahçe duvarını aştım” türküsünde kullanılan “düm”lerin seviyesi, insanın kulağının dibinde “bomba” atılmış izlenimi uyandırıyor, adeta!

 

Her şeye rağmen “Davullar Çalınırken” çalışmasıyla Arif Sağ, dikkate değer bir iş yapmış. Ancak bir bütün olarak değerlendirilirse bu çalışmasıyla Üstad, “doğu ritimleri” dışında, “Anadolu”yu temsil edecek kadar olgun ve isabetli ritim icraları ortaya koyamamış, ne yazık ki… Ancak doğu ritimlerinde gerçekten olağanüstü ritim icraları söz konusu. Davul tonları, ritim kalıpları, çok özenli ve “usta işi”! İçerdiği tüm bu olumlu ve olumsuz niteliklerine karşın, halk müziğiyle ilgilenen tüm kesimlere, Arif Sağ’ın bu son çalışmasını mutlaka edinmelerini, Üstad’ın elinden çıkma ritim kalıplarını dikkatle dinlemelerini tavsiye etmekteyim. Ne de olsa, bir bağlama ve Anadolu müziği üstadının bunca yıllık birikim ve kendi ifadesiyle en azından iki yıllık emeğinin bir ürünü, bu albüm… 



 

 
 

 
 
 

sazadair © 2006

tasarım:enisali