Yazdır E-posta

ANADOLU’DAKİ GELENEKSEL MÜZİKLER VE AB SÜRECİ 

 “Bin yıllık birikimin anlık tüketimi…”                                                        Dr. Cenk GÜRAY 

1. Giriş: Geleneksel müzik nedir?  

Bu makalede amaç, Anadolu’daki geleneksel müzik yapılarının önce “batılılaşma” daha sonra da “Avrupa Birliği” sürecindeki değişimlerini incelemek ve eldekini koruyup bu bütünleşme sürecinde Anadolu kültürü’nün “ürünleri köklerinden kopmuş” şekilde temsil edilmesinin önlenebilmesi için ne yapmak gerektiğini tartışabilmektir. Tartışmaya bu ürünleri yani “halk müziği temeline dayanan geleneksel müziği” bugünlere getiren “hafıza kültürü veya sözlü gelenek” ile başlamak yerinde olacaktır. 

Bohlman’a (1988) göre sözlü gelenek halk müziği’nin hem yaratıcı gücünü hem de istikrarını teşvik eder. Sözlü gelenek bir toplumun kendisiyle ve sınırlarının dışındakilerle ilgili duyuşunun ve bu toplumu bir arada tutan paylaşılmış değerlerin ifadesidir. Halk müziği bu ortak değerleri saklayan ve seslendiren bir kaynak olarak dikkat çekicidir. Sözlü gelenek bir anlamda bu değerlerin sosyal olarak kabul edilebilirlik sınırlarını doğal harmanlama ve eleme metotlarıyla belirleme yetisine de sahiptir. Bazı değerler bu yolla birikip, gelenekle bütünleşip “ stil” haline gelirken, kimisi girdiği kadar hızla gelenekten uzaklaşır. (Bohlman, 1988) Sözlü aktarım, hafızaya ve hatırlamaya yardım edici “ kalıplara” dayanır. Yerel müzisyen, bir halk müziği örneğini daha önce kullandığı “işaretlerden” faydalanarak öğrenir. Bu işaret ya da kalıplar, yeni yapılandırmaları ve doğaçlama öğeleri de teşvik eder. Bazı araştırmacılar sözlü geleneğin halk müziği oluşumunda şart olduğunu söylerken, diğerleri sözlü ve yazılı geleneğin etkileşiminin halk müziği’nin aktarılmasındaki etkisini keşfettmişlerdir (Seeger 1950). Barry (1914) ısrarla yazılı kültürün, halk müziğinin biri “yerel müzisyen” olan iki aktarım ortamından biri olduğunu söyleye gelmiştir. “Bestecilik” kavramı da “halk müziği” kavramı içinde tartışılmaya devam edilen bir kavramdır. Adı bilinen bestecilerin ortaya çıkması, halk müziği kalıplarının bireysel anlayışlarla yorumlanıp, yeni ve özel anlamların aranmaya başlanması sürecini ortaya çıkarmıştır. Bu olay “halk müziği” ve “ sanat” kavramları arasında kesişmeler ortaya çıkarmaktadır. Osmanlı döneminde özellikle kent kültürü’nün bir ürünü olarak göze çarpan ve şu an “Klasik Türk Müziği” olarak adlandırılan müzikal yapı, hem El-Kındi’den itibaren yazılı kaynakların kullanıldığı İslam Müzik Kültürü içinde evirilmiş hem de kişisel üslup sahibi bestekârlar yetiştirmiştir. Bu yüzden, bu yapı halk müziği kavramının içinde, biraz önce anlattığımız yazılı kültür-bestekâr açılımları gözetilerek değerlendirilmesi gereken bir müzik üslubu olarak dikkat çekmektedir. Tabii ki “Osmanlı Kent Müziği’nin” başlıca aktarım ve öğretim metodu olan, “meşk’in” (Behar, 1996) tamamıyla sözlü gelenek ve hafıza kültürü’ne dayanması bu müziğe bir “halk müziği” karakteri de vermektedir. Fakat bir kavram kargaşasına yol açmamak adına bu makale kapsamında, Osmanlı Kent Müziği ve bunun dışındaki Anadolu’ya has halk müziği kültürü örnekleri “Anadolu Geleneksel Müzikleri” başlığı altında ifade edilmeye çalışılacaktır.

 

 

2. Batılılaşma ve Geleneksel Müzikler

 

 

“Doğu” ve “Batı’nın” masum yönleri anlatan kelimeler olmaktan çıkıp farklı medeniyetleri, sosyo-politik ihtirasları vb. anlatmaya başlaması, büyük harfle yazılır olması, o keyfi sınır çizgisinin iki yanında yaşayanlara “öteki’nin” öteki tarafta olduğunu bildirmesi, ilkin “Doğu” ve “Batı” Roma ayrımıyla ortaya çıkmıştı…Zamanla Batı , kendine hiç benzemeyen bu “öteki’leri” merak edip incelemeye başladı. Doğu’nun Batı’yı merak etmesi daha çok zaman aldı…”

 

Murat Belge’nin yukarıdaki gibi ifade ettiği (2005), Doğu ve Batı etkileşiminin müzikteki ilk yansıması neredeyse bu ikilem telaffuz edilmeye başlamadan görülmüştür. Eski Ön Asya uygarlıklarının müzik teorilerini kendi oluşturduğu teoriye kaynak olarak alan Antik Yunan uygarlığı, bundan yüzlerce yıl sonra Roma ve Bizans yoluyla İslam Müzik Teorisi’nin oluşumuna katkıda bulunmuştur (Can, 2001). Ancak ikisi de Antik Yunan uygarlığının mirasından etkilenen doğu ve batı müzik kültürleri farklı tercihler sonucu farklı müzikler ortaya çıkarmışlardır. “Bir kültür olarak müzik” anlayışı da zaten bu sonucu gerektirir. (Merriam, 1977)

 

Batı’lı ülkelerin özellikle XVIII. Yüzyıl’da Ortadoğu ülkelerine, ve tabii ki öncelikle Osmanlı İmparatorluğu’na sağladığı ekonomik üstünlük (İnalcık, 2005), bu coğrafyada yüz elli yıl sürecek bir Batı etkisi ve egemenliğini gündeme getirmiştir (Lewis, 2005).

 

“Bu etki yaşamın her alanında çok önemli değişimlere neden olmuştur. Bu değişimler bir ölçüde Batılı hükümdarların ve danışmanların eylem ya da müdahaleleri sonucunda olmuştur. Ancak bunlar politikalarında dikkatli ve muhafazakar olmak için özen göstermişlerdir. En önemli değişim Batılılar’dan çok Ortadoğu’lu Batı yanlıları sayesinde olmuştur.” (Lewis, 2005)

 

Yukarıdaki tespit Osmanlı’nın ve cumhuriyetin geçirdiği değişim süreçlerini gayet iyi açıklamaktadır. Bu değişimin tam da merkezinde yer alan Osmanlı’nın bilinçli bir tercih sonucu Batı etkisini kabul etmeye başlaması ise zayıflıklarını ilk defa savaş meydanlarında görüp, Batı’dakine benzer bir ordu kurma kararı ile olur. Böylelikle Nizam-ı Cedit ordusu kurulur. (1793) 

 

“Bu başlıbaşına bir devrimdir, çünkü Osmanlılar kılık kıyafetine varıncaya kadar yepyeni ve “düşman” Hıristiyan dünyasından esinlenen bir kurum yaratmışlar ve bu yolda ciddi bozulma belirtileri gösteriyor olsa da, yüzyıllarca Osmanlılığın iftihar kaynağı olmuş Yeniçeri ocağını yerle bir etme cesaretini göstermişlerdir” (Kuyaş, 1999) 

 

Bu tabii ki Yeniçeri Ocağı ile bütünleşen “Mehter’in” de ortadan kalkması sonucunu getirir.(1828) “Yerine III.Selim’in yakın dostu Napolyon’un emekli bando subayı Giuseppe Donizetti’ye “Mızıka-i Humayun” adlı Batı kopyası saray bando okulu kurdurulmuştur.”(Tanrıkorur, 2003) Bu değişimi basit bir askeri müzik değişimi olarak görmek mümkün değildir. Çünkü askeri müzik geleneğinin de temellerini atan Türk Kültürü’nün(Ak, 2000 )en son askeri müzik halkası olan mehter çok ciddi bir müzik eğitim ve üretim kurum olarak da hizmet vermekteydi (Tanrıkorur, 2003). Judetz’in (1998) bu konudaki görüşleri de ilginçtir:

 

“Mehter musikisi manevi anlamından savaş sırasındaki anlamına kadar simgelediği bütün anlamlarla geniş bir kullanım alanı olan, adeta dallanıp budaklanmış, karmaşık kültürel yapısıyla, askerlik, tören ve eğlence faaliyetlerini dini renklerle birleştiren bir musikiydi”

 

İşte bu sebeplerden Mehterhane- Mızıka-i Humayun değişimi Anadolu’daki müziğin yönünü de değiştiren ciddi bir adımdır.

 



 

 
 

 
 
 

sazadair © 2006

tasarım:enisali