Yazdır E-posta
 

Atatürk’ün işaret ettiği bu doğrultuda ilerleyen, cumhuriyetin yönetim kadrosunun girişimleri sonucu Mızıka-i Humayun İstanbul’dan Ankara’ya nakledilerek Riyaset-i Cumhur Orkestrası adını almış (1924), müzik öğretmeni yetiştirmek amacıyla Musiki Muallim Mektebi açılmış(1924) ve bu okuldan yetişen öğretmenler okullarda Batı Müziğine dayalı öğretim yapmışlardır, İstanbul Darülelhan Şark Musikisi Şubesi kapatılmış, okulun adı da İstanbul Konservatuarı olarak değiştirilmiştir(1926). 1927 yılından itibaren Avrupa'ya Batılı anlamda bestecilik tekniğini öğrenmeleri amacıyla müzik öğrencileri gönderilmiştir. Cemal Reşit Bey, Ulvi Cemal Erkin, A. Adnan Saygun, Necil Kazım Akses, H. Ferit Alnar gibi tanınmış bestekarlarımız bu imkandan faydalanmışlardır. Bu müzisyenler “Türk Beşleri” diye adlandırılmış ve cumhuriyetin müzik devriminin simge isimleri olmuşlardır. Alman müzikolog Paul Hindemith'in yardımlarıyla Ankara Devlet Konservatuarı kurulmuştur (1936). Devlet Opera ve Balesinin, Devlet Tiyatrolarının, Senfoni Orkestralarının sanatçı kadrolarının önemli bir bölümü bu okuldan yetişmiştir. Çok sesli çalışmalarda yapı taşı olarak kullanılacak halk müziği örneklerini tespit etmek için, bilimsel ve sistemli anlamda derleme çalışmaları başlamıştır. (Öztuna, 1969; Gazimihal, 1955; Öztürk, 2003) 

Aynı dönemde müzik konusunda Ziya Gökalp’tan çok daha yetkin kişilerin dile getirdiği yeni cumhuriyetin müziği ile ilgili bazı fikirler Gökalp’inkiler kadar yankı bulmamıştır: “Rauf Yekta’ya göre esas itibarıyla bir tek Osmanlı/Türk Musikisi vardır, bunun iki kanadı da aynı teorik ses sistemine tabidirler ve Türk modernleşme süreci bu musikinin hiçbir kanadını yok saymamalıdır.” (Behar, 2005)  

Rauf Yekta bu fikirleri ile Ziya Gökalp ile çelişirken, Gazimihal Gökalp’i daha destekler yönde fikir belirtmiştir. Gazimihal halk ezgilerinin çok seslendirilmesi yanında besteciliği de desteklemiş, klasik Türk Musiki’sini de “halk müziği’nin yanında” “Türk ruhunun” bir ifadesi olarak algılamış, ve yeni ulusal müziğin yaratılmasında bir öge olarak görmüştür. “Gazimihal, Gökalp’e oranla Türkiye’de geleceğin “milli musikisi’nin” kökenlerini ve ufkunu genişlettiği, bu musikinin kapsamını normatif bir bakışla önceden tayin etmediği, sanatçının yaratıcılığını da peşinen ipotek altına almadığı için bu sentez anlayışına “esnek” ya da “geniş” sentez adını vermek mümkündür” (Behar, 2005).

 Ancak sonuç olarak cumhuriyetin müzik görüşünü oluşturan fikirler Gökalp’inkiler olmuştur. O yüzden: “Müzik alanındaki dogmatizmin kaynağını, makbul olan müzik türlerinin estetik değil siyasi ve ideolojik kararlarla belirlenmesinin ve estetik değerin kullanılan müzik tekniğine indirgenmesinin kökenini, öncelikle Ziya Gökalp’in fikirlerinde ve onların etkisinde aramak yanlış olmaz...Türk müzik dünyasının 1920’li ve 30’lu yılların şoklarından bugün bile tam olarak silkinmiş olduğu söylenemez” (Behar, 2005) 



 

 
 

 
 
 

sazadair © 2006

tasarım:enisali