Yazdır E-posta

AB-Türkiye bütünleşme süreci 19. yüzyıldan itibaren Anadolu’da görülen “ batılılaşma” akımının halihazırda karşımıza çıkan doğal sonuçlarından biri olarak sürmektedir. Bürokratik birleşmenin boyutları şu andan kestirilemese de, kültürel bütünleşme tüm hızıyla devam etmektedir, bürokratik ve politik bütünleşmelerdeki sorunlar bu kültürel bütünleşme sürecini ancak yavaşlatabilir ama durduramaz, çünkü yaklaşık 200 yıl önce güdümlenilmiş bir hedefe doğru yol alınmaktadır. Bu yolculuğun rotasında o geçmiş 200 yıllık süreç içindeki tüm karar ve politikalar doğaldır ki rol oynamaktadır. AB ülkeleri nezdinden duruma bakmak istersek:

1. Bazı “popüler müzik” temsilcilerimiz dışında, özellikle geleneksel müzikler ve sanat müzikleri alanlarında, Anadolu Müzik Kültürü’nün örneklerine sıklıkla rastlayamamaktayız. Tabii ki, istisnai sanatçılarımız olduğu gibi, kültürel yakınlıktan dolayı Anadolu kültürüne ilgisi daha fazla olan istisnai ülkeler de mevcuttur. Yunanistan bunların en ciddi örneğidir. Avrupa’nın Geleneksel Müzikler ile ilgili yoğun festival ve kayıt trafiğine geleneksel müzik temsilcilerimiz çok fazla katılamamakta, müzik mağazalarında çeşitlilik, kapsam ve tarihsel derinlik açısından Anadolu’nun gölgesinde kalabilecek pek çok ülke ve kültürel unsur için özel bölümler ayrılırken, Anadolu müziği ile ilgili tekil örnekler bile seyrek görülmektedir. 

2. Görülen örnekler daha ziyade, oldukça mesnetsiz bir popüler kültür ürünü olarak gündemimize oturan “dünya müziği (world music)” anlayışı(Attali, 2001) içinde sunulmakta ve geleneksel müzik motifleri “ağaçlarından koparılmış ve müzikte tatlandırıcı bir unsur” olarak kullanılan “meyveler” haline gelmektedir. Türlü müzikal yapı, aynı formülasyonla biribire karıştırılmakta, farklılıklar azalmakta, birbirlerine benzeyen, aynılaşan (Kahyaoğlu, 2003) sosları farklı “fast-food” ürünleri gibi “yerel kültürlerle bezenmiş dünya müziği üretimleri” sofralara konuk olmaktadır. Malzeme hazır, tarif belli, sofra ise iştah kabartıcıdır. 

 

3. Daha da ilginç olan durum odur ki, bu tip dünya müziği örnekleri Anadolu’ya da başarıyla pazarlanmakta, genç kuşaklar kendi öz kültürlerini, “köksüz, kimliksiz” bu müzikal yapılardan tekrar öğrenmektedir. Daha önce belirttiğimiz gibi, yeni değerlerin gelenek içine kabulu tamamıyla sosyal kabul edilebilirlik sınırlarına bağlıdır, bu sınırlar ise zamana göre değişkenlik gösterebilir.Geleneğin özü ciddi bir şekilde yıpranma tehlikesi içindedir. 

 

Bu sorunların farkında olmak ve bundan sonraki sürecin işleyişinde gerekli önlemleri tasarlayabilmek için ilk gereken şey,”bilinçtir”. Bu bilinç Anadolu’lu olma, Anadolu’lu insan kimliğini oluşturan iç ve dış unsurları anlama, algılama ve kültürü ilgilendiren tüm konularda “Anadolu köklerine” bağlı, onları incitmeden hareket etmektir.  

Anadolu ‘ya has güncel bir müzik ortaya çıkarmak için, dünyada gelişen müzik yapılarının getirdiği olanakları, geleneksel müziğin özünün sadece “sumununda” kullanmak gerekmektedir. Bu olanaklar arasında akort olanaklarının gelişmesi, sistemli doğaçlamanın “caz” felsefesi içinde gelişmesi ve polifonik müzik’te makamasal yapıların da kullanılmaya başlanması sayılabilir. Bu olanakların kullanımı hem onları ortaya çıkaran kültürlerin estetik yapılarını, hem de sunulacak özün geldiği kültürün estetik yapısını bütüncül bir ifadeyle yansıtacak bir biçimde olmalıdır. Bu yaklaşımlar, hem geleneği özünden uzaklaştırmadan güçlendirip, günün kültürel şartlarına uyduracak, hem de kaçınılmaz bir bütünleşme sürecine “ kendi gibi” girmesini ve devam etmesini sağlayacaktır. Yalçın Tura’nın belirttiği gibi 

“Sanatçının nelerden yararlandığı, hangi malzemeyi, niçin ve nasıl kullandığı, işini nasıl yaptığı değil, ne yaptığı, ortaya ne koyduğu önemlidir”(2002).

bırakmış kültürlerinden biridir. Son çalışmalar Avrupa kültürü’ne temel olan Antik Yunan kültürü’nün temelinde de Anadolu kültürü’nün bulunduğu savını destekler yöndedir. (Erol, 2002; Güray, 2005) Bu mirasın birinci derece sahipleri olarak bastığımız toprağı iyi tanımalı, kimliğimizi oluşturan kültürü iyi bilmeli, bunlara dayalı öz güvenimizle dışarıya bakmalıyız. Bütünleşme sürecinde kültürel olarak sadece alan değil, veren ve vermesi gereken tarafta olmalıyız. Şüphesiz Anadolu kültürünün Avrupa’nın ve dünyanın yarınlarına yakacağı çok ışık olacaktır...

 



 

 
 

 
 
 

sazadair © 2006

tasarım:enisali