Bağlamada Akustik Elemanlar

BAĞLAMADA AKUSTİK ELEMANLARA DAİR SEZGİSEL SAPTAMALAR 

                                             Özay Önal 

"Bir akustik çalgının tüm kısımları tınlayabilme özelliğine sahiptir" gibi bir genelleme yapılabilir mi? Evet, ancak bu kısımlar arasında titreşebilme yeteneği açısından farklılıklar vardır. Çalgılarda tınlama işlevi olan elemanlarla taşıyıcı-aktarıcı özelliği olan elemanların ayrımının yapılması gerekmektedir. Bir ahsap, akustik çalgı olan bağlama her bir birimi ayrı akustik önem arzeden bir yapıdadır. Ancak, akustik açıdan işleme şekli düsünüldüğünde her unsurunun aynı oranda öneme sahip olmadığı, aralarında bir öncelik sırası olduğu görülmektedir.

Bağlamada önem sırasına göre kabaca iki farklı akustik eleman grubu vardır.


I- Göğüs Tahtası; Tekne; Orta eşik; Teller; Ses Deliği (Akustik öneme göre birincil elemanlar)
II- Cila; Sap Ağacının Cinsi v.s. (İkincil elemanlar)

Tekne'nin İşlevi


Bağlama,organoloji, yani çalgıbilim açısından rezonatörlü bir kordafon çalgıdır. Teknenin (rezonatörün) işlevi tellerin ve göğüs tahtasının ürettiği titreşimleri besleyerek daha duyulabilir hale gelmelerini sağlamaktır. Bağlamada rezonans, tezenenin telleri tınlatmasıyla başlatılır. Tınlayan teller orta eşik yoluyla ses tahtasını, ses tahtası da tekneyi tınlatır. Bu hareket bu aşamadan sonra geriye döner ve teknenin ses tahtasını tınlatması, onun da telleri tınlatmasıyla bir etkileşime dönüşür.

Teknede Ağaç Seçimi

Teknenin formu ve tekne ağacının cinsi  sesin,  volüm düzeyi, rengi, parlaklığı gibi özelliklerini etkiler. Tekne ağacının gözenekli, gevrek, enaz orta sertlikte, dolayısıyla kasılma-gevşeme hareketi gösterebilecek nitelikte olması gerekmektedir. Dut ağacı bağlamanın bilinen en yaygın ve en eski malzemesidir. Bu seçim boşuna olmayıp dutun bağlamaya hem görsel hem de akustik açıdan yakıştığı bir gerçektir. Asya kökenli mızraplı çalgıların da tekne, göğüs ve sapta en temel malzemesi gene dut ağacıdır. 

Karaağaç, kestane ve kayın  bugün olmasa bile geçmişte tekne yapımında en çok kullanılan, ikinci sınıf malzemelerdir. Karaağaç ve kestane oldukça benzer olup, karaağaç daha sert ve gevrek, dolayısıyla da tekne için daha niteliklidir. Kayın ya da gürgen sert olmakla birlikte sap için de tercih edilen ve aslen bu kısım için daha uygun bir ağaçtır. Gürgen teknelerde sesin soğurulması (emilmesi) fazladır , dolayıyla gürgen sazlar bir miktar donuk ve volümsüz tınlar. Tekne malzemesi olarak pek bilinmeyen yerli dişbudak ağacı parlak ses rengi verebilen bir ağaçtır ve birçok pahalı ithal ağaçtan çok daha ucuzdur , ancak açık renkli, gözenekli ve biraz çalışma eğilimili olması sebebiyle genellikle tercih edilmemektedir. Gene ülkemizde bolca bulunan akçaağaç doyurucu ve diri baslar üretebilen bir tekne malzemesidir. Ancak o da dişbudak gibi açık renklidir ve bu yüzden teknede pek tercih edilmez. Ağaçta renk sadece kozmetik bir unsur olmakla birlikte icracının dolayısıyla da yapımcının tercihlerini etkilemektedir.

Bağlamanın teknesi ile gitarın sırt ve yanlıklarının oluşturduğu kasa kısmı işlev olarak aynıdır. Gitar için bu kısımda kullanılan en seçkin ağaç Türkçede pelesenk olarak bilinen rosewood ağacıdır. Birçok çeviride bu ağaç Türkçeye "gül ağacı" diye çevrilmekle birlikte, Türkçede asıl karşılığı Pelesenk 'tir. Pelesenk ağacının özellikle Brezilya'da yetişen türü diğer yaygın türlere oranla ( Doğu Hindistan, Honduras , Afrika pelesenkleri ) çok daha kıymetlidir. Pelesenk ağacı üstün titreşim yeteneğinden dolayı Latin perküsyon çalgılarında da kullanılmaktadır. Ancak bilinçsiz kesimden dolayı gittikçe kaybolan ve bu yüzden korunmaya alınan pelesenk ağacını bulmak kolay değildir. Bu problem batılı gitar yapımcılarının da karşısında olduğu için, pelesenk ağacının yerine kullanılabilecek sert nitelikteki ağaçlara başvurulmaktadır. Bunların başlıcaları bubinga, kingwood,  padauk, cocobolo, bocote, koa, wallnut, sapelli, mahogany ' dir. Bu ağaçlardan bazılar örneğin bubinga (yapımcılar arasında gül ağacı olarak bilinir), padauk, mahogany, sapelli zaten bağlamada tekne yapımında ve diğer bölümlerde kullanılmaktadırlar. Aşağıda bazı değerli tropik ağaçlar görülmekredir.

Brazilian Rosewood
Cocobolo
Kingwood

 Dut ağacı (İngilizcede malburry ) Avrupa ve Amerika'da da yetişen bir ağaç olmakla beraber bir çalgı yapım malzemesi olarak görülmemekte, bir köknar ağacı bu coğrafyalarda ülkemizdekinden çok fazla çeşitliliğe sahipken sadece iyi bir yapı malzemesi olarak bilinmektedir. Ancak ne dut ağacının ne de köknarın bağlamaya ne kadar yakıştığı asla inkar edilemez. Yerel özellik arzeden çalgılarda, çalgı yapım literatürüne dahil edilmeyen, yerel nitelikteki ağaçların kullanımı görülebilir. Örneğin dut ağacının, erik ağacının Anadolu'da bağlamanın yanısıra keman yapımında kullanılması buna iyi bir örnektir. Flemenko gitarda da bu tip bir uygulama görülür. Gitarın ana sırt malzemesi olan pelesenk, bu tip gitarlarda kullanılmayıp, yerine çok daha yumuşak bir ses rengi veren selvi (cypress) ağacı kullanılır. Gene, flemenko gitarlarda ülkemizde kanada çamı adıyla bilinen ağaç (red cedar ) ses tahtasında kullanılır.

 

Tekne Formu

Tekne genişlik, derinlik, boy gibi ana unsurları olan ve adeta üçgen prizmayı andıran geometrik bir cisimdir. Özellikle eski bağlamaların üçgen prizmayı cok daha fazla andırdıkları söylenebilir.

Teller titreşim üreten bir güç kaynağıdır. Ses dalgaları tekne adını verdiğimiz hacmin içinde hareket eder. Bir sıvı nasıl içine girdiği kabın şeklini alırsa, tellerin göğüs tahtası yoluyla tekneye gönderdiği titreşimler de teknenin formuna göre şekillenir. Böylece seste renk, volüm, derinlik gibi özellikler oluşur. Teller ve göğüs tahtasınca üretilen titreşimler farklı boyuttaki, dolayısıyla farklı hacimdeki teknelerde farklı sonuç verirler. Nasıl bir geometrik cismin boyutlarında yapılacak değişiklik o cismin hacmini etkileyip, azaltabilip, artırabiliyorsa, bağlamanın da derinlik, ağız genişliği ve tekne boyu ölçülerindeki artma yada azalma teknenin hacmini, etkiler, büyütür, yada küçültür. Bu da sesin farklı şekillenmesiyle sonuçlanır.

Ses titreşimlerinin tekne ile göğüs tahtası arasında nasıl hareket ettiğini anlayabilmek için şöyle basit bir deney yapabiliriz:

Göğüs tahtası takılmamış bir teknenin içine üfleyin. Hava bir dönme hareketiyle neredeyse aynı anda ve şiddet kaybetmeksizin geri yüzünüze çarpacaktır. Yani göğüs tahtasının tekneye gönderdiği titreşimler tekneden geri yansıyarak göğüs tahtasına çarpmakta (ve onu titreştirmekte)buradan gene tekneye gitmekte ve bu olay bir ufak tezene vuruşuyla dahi sayısız kez tekrarlanmaktadır. Ses dalgaları tekne ile göğüs tahtası arasında bir pinpon topu gibi didip gelmektedir.

Tekne,sesin en önemli unsuru ve hatta kaynağı olarak düşünülür. Ancak ses tahtası ve gövdeye sahip tüm çalgılarda gövdenin işlevi ses tahtasınca üretilen sesi beslemektir. Bağlamada tekne bu işlevi iki farklı şekilde yerine getirir. Birincisi; tekne ağacının cinsi, dokusu ve titreşim yeteneği ile, ikincisi de tekne çeperinin sese bıraktığı, yani ses için oluşturduğu hazne ile. Bunlardan birincisi bir cismin sadece sınırları iken ikincisi, sınırlar içinde kalan ve onun çevreleyip şekillendirdiği boşluktur  Genel olarak arkadan U ve V kesitli olmak üzere iki tip tekne vardır. Başka birçok özellik etkilemekle birlikte U kesitli tekneler daha dolgun ve bas karakterli, V kesitliler de tiz karakterli ses verir.

U Kesitli Tekne
V kesitli Tekne

İyi ses ancak form, ağız genişliği ve derinliğin doğru kombinasyonuyla sağlanır. Fazla derinlik sesin içerde kalmasına (dolayısıyla boğuk ve kof olmasına), az derinlik de önde (dışarıda) tınlamasına (dolayısıyla çok bağırtkan ,boş ve renksiz tınlamasına) sebep olur. Teknede tizler tekne derinliğinin ses tahtası ile yarı derinliği arsında, baslar da teknenin sırt ve dip kısmında tınlar. Dolayısıyla sırt ve dip kalınlığı çok ince teknelerde baslar koftur. Teknenin yanaklarının hafif, dolgun ve içeri doğru kıvrık olması sese lezzet katıcı bir özelliktir. Teknenin kalınlığıyla ilgili yerleşmiş çok yanlış bilgiler vardır. Örneğin bağlamanın en dip perde hizasında(tekne ile sapın birleştiği nokta) parmak üzerine oturtulduğunda yatay olarak dengede durması veya ses deliğinden bakıldığında teknenin güneş ışığı sızacak kadar ince oyulması vb.Tekne kalınlığı yanaklarda 3 mm.,ses deliği çevresinde 4-5 mm civarında olmalıdır. Bu ,yalnızca akustik açıdan değil, sağlamlık açısından da çok önemlidir.  

Tekne yapım teknikleri; Oyma & Yaprak tekniği

 Oyma tekne Anadolu ve daha doğusundaki memleketlerde karşılaştığımız bir tekniktir. Asya sazlarında yaprak tekne az da olsa görülürken Avrupa'da lut tekneleri tarih boyunca parçalı, yani yaprakların birleştirilmesiyle yapılagelmiştir. Bu iki tekniğinde yüzyıllar boyunca aynen devam etmesi ve birbirlerini belki biraz etkilemeleri dışında yok edememeleri çok ilginçtir. Doğudaki oyma tekne geleneği beraberinde çalgı boyutları ve formlarının bir türlü standardize olamaması gibi bir sorunu bugüne taşımış, bunun yanısıra bir doğa değeri olan ağaçların bilinçsizce yok edilmesine sebep olmuştur. Bağlamanın da ilk zamanlardan bu yana temel yapım tekniği olan oyma tekne kullanımı, 1980'lerden itibaren yerini parçalı, yani yaprak tekniğine bırakmıştır. Ancak oyma teknenin yaprak tekneye üstünlüğü hala iddia edilen veya en azından tartışılan bir konudur. Maalesef bağlama akustiği ile ilgili herhangi bir bilimsel çalışma henüz yapılmadığından , bu iki uygulama arasındaki farkın algılanması icracıların ve lütiyelerin sezgilerine kalmıştır. Ancak büyük çoğunluk , bu şekilde ifade etmeseler de, aslında bu uygulamalar arasında ‘insan kulağının farkedebileceği' bir fark olmadığı görüşündedir. Yaprak tekniği yüzyıllardan beri Ortadoğu ve Avrupada ud, lut, lavta ve mandolinde uygulanagelmiştir. Oyma tekniği ise tarihsel seyri içinde daha çok doğudaki uzun saplı ve küçük gövdeli lutlarda görülmektedir. Hiç şüphe yok ki doğanın muazzam bir talana maruz bırakıldığı günümüzde ‘doğadan alıp, doğanın yararına kullanmak' akılcı ve etik değerlere uygun bir davranıştır. Aşağıda bir oyma tekne ve bir yaprak tekne için harcanan ortalama ağaç miktarları gösterilmiştir.

Kabası oyulmuş Dut tekne
( Ortalama 36 cm boy )
Bir yaprak Teknelik Bubinga ağaç

 Göğüs tahtası ve seçimi

 Bağlama ailesi çalgılarda göğüs tahtası malzemesi olarak kullanılan ağaçlar Ladin ve köknar ağaçlarıdır. Köknar ağacı , en eski zamanlardan beri bağlamanın (teknede dut , sapta sarı gürgen ile) en temel ahşap malzemesi olmuş ,gerçekten bağlamaya karakter veren bir ağaçtır. Batıda iyi bir yapı malzemesi olarak kullanılan köknarın çalgılarda kullanımı yotur. Geleneksel çalgılarımız içinde bağlamadan başka tambur ve udda yaygın olarak kullanılmaktadır. Yaylı bir halk çalgısı olan Karadeniz kemençesinde de köknar görülür. Ladin ağacı titreşim yeteneği üst düzeyde olan ve tüm telli ve yaylı çalgılar ile piyanoda kullanılan, yumuşak karakterli bir ağaçtır. Sitka ladini, alp ladini, engelman ladini gibi türleri bulunmaktadır. Bunlardan Engelman ladini çok kıymetli ve nadir bulunabilen bir ladin türüdür. Her nekadar son yıllarda batı kökenli kızıl sedir ağaçları da (yapımcılar arasında Kanada Çamı olarak bilinmektedir) kullanılmış ise de bu türün bağlamaya pek de uygun olmadığı anlaşılmış ve kullanımı terkedilmeye başlanmıştır. Kızıl sedir ağacı aslen Kuzeybatı Kanada kökenli bir ağaç olup 80'lerden itibaren daha çok klasik ve Flemenko gitarlarda kullanılmaya başlanmıştır. Ses açısından temel özelliği başlangıçta verdiği açık, gür ve dolgun sesidir. Ladin kullanılan çalgılardaki ses karakterinin oturma süreci birkaç yıl sürebilmekte iken, sedirde böyle bir süreye gerek yoktur. Bu açıdan özelikle öğrenme sürecindeki icracılara daha cazip görünür. Ancak sedirin başlıca dezavantajı mukavemetinin zayıf olmasından dolayı en geç bir-iki yıl içerisinde deforme olması, yani çökmesidir.

Bağlamada göğüs tahtasında kullanılan ağaçları tanıttıktan sonra şu saptamayı yapmak yerinde olacaktır. Ses tahtası elemanı bulunan tüm çalgılarda (baglama ,gitar, keman ailesi, ud,tambur vs.), bu kısım çalgının akustik anlamda bel kemiği olup, ağacın seçimi ve takılması iki ayrı işlem ve dolayısıyla iki ayrı beceri gerektirmektedir. Çok kaliteli göğüs tahtalarının bilinçsizce ve acemice takılması, dolayısıyla da ziyan edilmesi çok görülen bir durumdur. Oysa daha vasat bir tahtayı ustaca takarak daha iyi bir sonuç elde etmek mümkündür. Bu demektir ki çalgıda iyi malzeme yalnız ve yalnız iyi kullanıldığı takdirde iyi sonuç verebilir. Bir benzetme yaparsak; çalgı yapımının aritmetiğinde iki kere iki her zaman dört etmez. Ayrıca çalgının hangi kısmı olursa olsun, hangi tür ağacın kullanılması gerektiğine dair önyargılı tercihler yapmak ve bunun doğruluğunu savunmak yanlıştır.

Gitar, keman ve ud yapımcıları ses tahtasını her zaman öncelikli olarak görmüşlerdir. Çok önemli bir gitar lütiyesii olan Irving Sloane, Classic Guitar Construction (Klasik Gitar Yapımı) adlı kitabında efsane gitar lütiyelerinden Torres hakkında bir anekdot vermektedir. Buna göre Torres gitarda ses tahtasının önemini vurgulamak ve ispat edebilmek için sırt ve kenarları, kağıdın tutkal ile karıştırılmasıyla elde edilen bir tür harçtan yapılmış bir gitar denemiştir. Bu gitarı çalanların çok özel bir tona sahip olduğunu söyledikleri bu anekdotta aktarılmaktadır. Yine aynı kitapta , başka bir önemli gitar lütiyesi olan Hernandez 'in ses tahtasının iyi tınladığı minimum inceliği bulabilmek amacıyla gitarı verniklemeden önce tellediği ve gerek tellerin tınısını dinleyerek gerekse de parmağıyla ses tahtasına vurmak suretiyle tınlatarak zımpara yardımıyla incelttiği aktarılmaktadır. Göğüs tahtasının , çalgı tellenmeden önce işaret yada orta parmakla vurularak tınlatılması keman ve gitar lütiyeleri arasında oldukça yaygındır. Bu teknik tahta takılmadan önce dahi doğru tercih yapmak amacıyla mevcut ses tahtası alternatifleri arasında da yapılır ve ses tahtası seçmenin en sağlıklı yöntemidir. Bağlamada teller takıldıktan sonra dahi tellere vurmaya gerek kalmaksızın bu yöntemle tahtanın doğru takılıp takılmadığı anlaşılabilir.

İşlenmemiş Ses Tahtasını Tınlatan
Gitar Ustası 
Kemanın Ses Tahtasını Tınlatan Keman Ustası

Bağlamada Ses Tahtasının Tınlatılması

 Genel prensip olarak ses tahtasında kullanılacak ağaç çeyrek kesim denen yöntemle biçilir ve hemen hemen bütün çalgılarda böyle kullanılır. Ancak bağlamada göğüs tahtası bunun tersine yatık açılı (ort.60 derece) biçilmiş tahtalardan seçile gelmiştir. Lifleri dik gelecek biçimde biçilmiş ağaçların gerektiği kadar yanal eğim almadığı, göğsün takılmasından önce yapılan ısıtılarak eğme işlemi esnasında kırılabildiği ve nihayetinde takılsa bile donuk ses verdiği görülür. Bu tür tahtaların sertliklerine aldanarak asla çökmeyecekleri düşünülmemelidir. Bağlama ile yukarıda belirtilen diğer çalgıların bu anlamda farklılaşmasının temel sebebi ses tahtalarının çalışma prensiplerinden kaynaklanmaktadır. Bilindiği gibi bağlamada teller göğüs üzerine orta eşik yardımıyla basar ve teller tınladığında göğüs tahtası bir dizi yaylanma hareketi yapar. Dik lif açısı bu yaylanmayı engellemektedir. Oysa gitar, ud gibi çalgılarda teller orta eşiğe bağlanır ve bu eşik vasıtasıyla ses tahtasına asılırlar. Dolayısıyla iki uygulama arsındaki temel fark basma ve asılma hareketlerinden kaynaklanır.

Bağlama ve diğer bazı çalgılarda bombe

Göğüs tahtasında bombe uygulaması bağlamadan başka keman mandolin ve gitarda da vardır. Şüphesiz kemandaki bu uygulama daha oturmuş ve model alınan bir tekniktir. Keman ,diğer birçok çalgıyı etkilediği gibi gitarı da tarih boyunca çok etkilemiş ve bunun neticesinde 1900'lerin başlarında Amerika'da ‘arch-top' adı verilen Türkçeye ‘bombeli göğüslü' adıyla aktarabileceğimiz bir gitar türü ortaya çıkmıştır. ‘Caz kasa gitar' adıyla da anılan bu gitar ortaya çıkana dek gitarlar akustik veya klasik olsun ‘flat top' yani ‘düz göğüslü' olarak yapılmaktaydı. Bombeli göğüslü gitarlar keman gibi elle oyulmuş göğüse sahiptir .

Bombe, düz ve bombeli göğüslü gitarların sırt kısımlarında da kullanılır. Lütiyeler bunu sırtta sağlamlık yaratmak ve sırt ağacının göğse verdiği cevabı artırmak için tercih ederler. Arch-top gitarlar ile bağlama arasında çeşitli açılardan benzerlikler vardır. Öncelikle bu gitarlarda teller düz göğüslü gitarların aksine göğüse yapışık olan eşiğe değil ‘kuyruk' adı verilen ve kemandan esinlenerek yapılmış bir parçaya bağlanarak ve seyyar köprünün üzerine basmak suretiyle uzanırlar. Dolayısıyla bombeli ve düz göğüslü gitarlar arasındaki en temel farklardan birisi göğsün şekli ise ikincisi de tellerin bağlanış şeklidir. Bombeli göğüslülerde teller göğüse basınç uygularken, düz göğüslülerde çekme kuvveti uygular.  

Düz göğüslü ve Çelik Telli Akustik Gitar Bağlantı Eşiği
Ud Bağlantı Eşiği
Kemanda Tel Bağlantı ve Eşik Sistemi
Bombeli Gitarda Tel Bağlantı ve Eşik Sistemi
Bağlamada Tel Bağlantı ve Eşik Sistemi

Bağlama da bombe tekniğinin çıkışındaki temel mantık göğsün tellerin basma kuvveti altında çökmesini engellemektir. Aynı şekilde bombeli göğüslü gitarlarda da bombenin temel işlevi göğse sağlam bir yapı kazandırılması ve bu sayede daha kalın sarımlı sırma tellerin kullanılabilmesinin sağlanmasıdır. Diğer yandan bu tip gitarların düz göğüslü gitarlardan farklı, kendilerine has bir ses rengi ve ses ayrıştırabilme özelliği olduğu herkesçe kabul edilir. Bağlamada da durum böyle olup, bombesi daha az ve hatta hiç olmayan bağlamalarda boğuk, kof , seslerin ayrışmadığı bir durum söz konusudur. Yeterli bombeli bağlamalarda ses sızlaktır ve sesler birbirinden iyi ayrışır.

  Göğüs tahtasında fleto

 Değinilmesi gereken bir diğer konu da bağlamada göğüs tahtası kenarlarına fleto geçilmesi uygulamasıdır. Bu uygulama gitar ve udda yapılmakta, ancak özellikle gitarda ses tahtası gövde ile birleştiği noktada dirsek şeklindeki parçalarla desteklenmektedir. Çünkü fleto için açılan ortalama 5 mm genişliğindeki kanal tahtanın gövde ile temas ettiği, zaten 3-4 mm genişliğindeki sathı yok etmektedir. Bu sebeple bu sathın içeri doğru genişletilmesi bir zorunluluktur. Bu da minik üçgen dirseklerle yapılır. Bu işlem gitar tahtasının kenarlarda daha fazla yüzeye temas etmesini ve daha az tınlamasına yol açar, ancak tahtanın yüzey genişliği dikkate alındığında bu önemsenmeyebilir.

Bağlama da ise göğüs tahtası gitarınkinin en fazla yarısı kadardır ve flato işlemi uygulandığında gitardaki gibi dirsekler kullanılmaz. Bu durumda da flato için açılan kanal göğüs tahtasına verilen tüm hayati gerilimlerin yok olmasına ve tahtanın çökmesine yol açar. Dirsek kullanımı, göğüs tahtası yüzeyi dar olduğundan, bağlama için uygun değildir.

 Göğüs -Tekne Formu İlişkisi
Bağlamada ses unsurunun özüne vakıf olabilmiş lütiyeler ve icracılar, tekne ağacının yanısıra tekne formunun da sesin şekillenmesinde rolü olduğunu farketmişlerdir. Hatta bunların bir çoğu tekne formunun tekne ağacından bu anlamda daha önemli olduğunu düşünür. Bu noktada değerli lütiye Musa Yenilmez'in aktardığı bir anekdotun faydalı olacağını düşünüyorum.
“Beni bağlama yapımına özendiren ve başlatan Coşkun ( Güla ) Hoca'dır. O dönemde ağırlıklı olarak oyma tekne çalıştığımızdan elimizdeki tekneler çoğunlukla birbirlerinden çok farklı formlarda oluyordu. Kullanacağım teknelere ne tip göğüs tahtası takacağım konusunda kendisine danışırdım. Kendisi de bana ‘bu tekneye şöyle bir tahta tak, tekne ağzına şöyle bir eğim ver, taktıktan sonra göğsü şu kadar incelt' gibi tavsiyelerde bulunurdu. Bir gün şimdi ikisi de rahmetli olan Yusuf Yeniay ve Hüseyin Koluman ( Tavşancı ) atölyeme geldiler. Yusuf Usta sezgileri çok güçlü, çok iyi bir usta idi. Kendisine laf arasında bir tekne göstererek ‘bu tekneye nasıl bir göğüs tahtası takmak lazım' diye sordum. Kendiside bana son derece içtenlikle ‘vallahi ben hep kendi oyduğum teknelerde ( formlarda ) başarılı olabiliyorum, bu tekne benim kullandığım forma hiç benzemiyor, onun için bir şey söyleyemem' dedi.”

Bağlama yapımında özellikle ses açısından başarılı olmuş ve hafızalara yerleşmiş lütiyelere bakıldığında bu kişilerin kendilerine has bir tekne bir formu yaratmış oldukları görülür. Ankara'da Yusuf Yeniay, Halil Yeniay, Haydar Babür, Yaşar Külekçi, Sezai Yeşilova, Hüseyin Koluman, Kastamonu'da Tekeli Kardeşler bunların başında gelmektedir. Bu yapımcılar aynı zamanda bağlama yapımında ustalara has üslupların olduğu dönemin lütiyeleridir. Bilinçli lütiyeler formun standartlaştırılması yoluyla sesin yaratılmasında rol oynayan değişkenlerden bir kısmının sabitlenebileceği kanaatine varıp hep kendi özel formlarını üretmişlerdir.

Hangi lütiyenin ne şekilde göğüs taktığını tam olarak bilebilmek mümkün değildir. Çünkü bu anlamda hangi çalgının yapımcısı olursa olsun lütiyeler çok evrensel bir refleks göstererek sanatlarının inceliklerini ve sırlarını kolay kolay açığa vurmak istemezler. Her ses tahtasının zaten kendisine doğanın yüklediği bir ses rengi veya karakteri vardır. Lütiye bunun üzerine bir şeyler koymaya çalışır. Tabi yanlış uygulamalar bir şey koymanın ötesinde bu potansiyelden bir şeyler eksiltir. Birtakım çok genel teknikler uygulanarak tahtanın ve teknenin dezavantajları telafi edilme yoluna gidilebilinir. Birkaç örnek vermek gerekirse;

 -Sert tahtalara fazla yanal eğim verilmez ve bu tip tahtalar ince takılırlar., çünkü zaten mukavemetleri yerindedir.

-Yumuşak tahtalara biraz fazla yanal eğim verildiğinde , yumuşaklığın verdiği fazla bas karakter tize doğru çevrilmiş olur. Yumuşak tahtaların çok inceltilmesi doğru değildir. Bu zaten az olan mukavemeti azaltır ve zaten açık olan basları daha da açar ki bu da tonun boğuklaşmasına ve seslerin daha az ayrışmasına sebep olur. -Göğüs tahtasının kalın bırakılması genel tonda tizleşmeye, ince bırakılması da baslaşmaya yol açar.

-Geniş ağızlı tekneler için sert tahtalar, dar ağızlılar için yumuşak tahtalar iyi sonuç verir.

-Ardıç, kestane ve benzeri yumuşak ağaçlar için sert tahtalar kullanılmalı böylece tekne ağacının bas ve biraz da kof olan rengi tizleştirilmelidir. Eğer mutlaka bu ağaçlar kullanılacaksa, dar ağızlı ve dar sırtlı, küçük boy tekneler kullanılmalıdır. Hatta bu tip yumuşak ağaçlara polyester gibi sert cilalar kullanılmalıdır. -Wengi gibi sert ağaçlardan yapılmış tekneler için yumuşak tahtalar kullanılmalıdır. Göğüs tahtasının kalınlığı ne olmalıdır? Açıkçası bağlamada göğüs, takıldıktan sonra inceltildiğinden tahtanın hangi kısmının hangi yapım evresinde kaç mm. olduğunu herhangi bir kumpas ile ölçemiyoruz. Kemanda ses tahtası neredeyse son haline kadar inceltilir ve öyle takılır. Daha sonra ancak ince bir zımparalama işlemi yapılır. Aslında bağlama yapımcıları da bu şekilde çalışabilirler, ancak bağlamada ‘eşik payı' denilen sap ile göğüs arasındaki açının gerekliliği zaman zaman dikkatsiz çalışan lütiyelerin göğsü ekseriyetle fazla inceltmelerine veya bazen de çok kalın bırakmalarına sebep olmaktadır. Dolayısıyla bağlamanın göğüs kalınlığının anlaşılması daha çok tahtanın kenar kesitlerinden takip edilerek ve göğüs ortasına ‘parmakla çökme' yöntemi ile yapılmaktadır. Şu tüm çalgı yapımcılarınca kabul edilir ki ses tahtasının inceltilmesi yöntemiyle ses elde etmek makbul bir yöntem değildir. Asıl marifet makul kalınlıktaki tahtadan ses elde edebilmektir.

  

Ses deliği

     

   Bugün bağlamalarda bulunan arka delik aslında gelenekde yeri olmayan bir uygulamadır. 1970'lere kadar göğsünde bir üçgen oluşturacak biçimde birkaç mm. çaplı üç delik bulunan tanburalar yapıldığı ve kullanıldığı bilinmektedir. Fethiyeli Ramazan Güngör'ün curalarında da bu tür delikler görülür . Ancak aynı yapımcının deliksiz curaları da vardır. Bağlamanın dütar, setar gibi Asya kökenli akrabalarında da tekne ve göğüste bu deliklerden görülür. Ancak hiç ses deliği bulunmayan bağlamalar olduğu da bir gerçektir. Hatta Tekeliler iki geleneği ve tekniği birleştirerek arka deliğe kapak yapmıştır. Kendileri bunun (delik kapatıldığında) daha lezzetli ve içli ses elde etmek için kullanıldığını söylemişlerdir.

Bağlamada teknenin arka kısmında kullanılan deliğin fikir olarak eski radyo saz sanatçılarından Orhan Subay'a ait olduğu konusunda birçok lütiye ve bağlama icracısı hemfikirdir. Rahmetli Orhan Subay çok yenilikçi bir karaktere sahip olmalıdır ki kendisinin bağlamada ilk kez sırma telini kullanan kişi olduğu da söylenir. Ancak bu iki yeniliği sahiplenen başka kişilerde yok değildir.

 

Bağlamada deliğin fonksiyonu sesin dışarı salıverilmesi ve volümün artırılarak daha iyi duyulabilmesini temin etmektir. Ancak delik fazla büyüdüğünde, volümün arttığını buna karşılık sesin içinin boşaldığını ve gürültüye dönüşüp lezzetin kaybolduğunu hissedebiliriz. Demek ki delik nerede olursa olsun belli bir büyüklüğü geçmemelidir. Diğer yandan deliğin yeri , hatta sayısı önemlidir. Acaba tekne üzerinde başka yerde veya yerlerde delik açılabilir mi veya tek bir büyük delik yerine toplamda aynı yüzeyi sağlayabilecek birkaç delik açılabilir mi? Bu denemelerin yeteri kadar yapıldığını söylemek zordur. Aşağıdaki fotoğraflarda bu doğrultuda yapılmış bağlamalar görülmektedir. Farklı boyutlardaki bu çalgılarda klasik arka delik uygulamasından ziyade tekne üzerinde yan kısımlarda ortalama birkaç mm. çapında “çoklu delik” uygulaması yapılmıştır. Bu uygulamanın genel olarak ortak sonuçları şunlardır:  -Yaygın olarak kullanılan arkada tek büyük delik uygulaması sesin yayılma yönüne uygun değildir. Bağlamadan çıkan ses icracı ve dinleyiciye yönlenmelidir. Dolayısıyla teknenin üst ve alt yanlarında açılacak küçük delikler sesi icracıya ve karşısındaki dinleyiciye yönlendirir. Bu uygulama öne konulan mikrofonun sesi alabilmesi açısından da avantajlıdır. Hiçbir dinleyici , zorunda kalmadıkça, bir çalgı icrasını icracının tam sağından yada solundan dinlemez. Oysaki mevcut arka delik bağlamanın sesinin yana yönlendirmektedir.  

-Klasik arka delikli bağlamalar ile çoklu yanal delikli bağlamalar arka arkaya çalındığında , birinci de sesin tek kaynaktan salıverildiği hissi ortaya çıkarken , ikincide sesin farklı bir çok kaynaktan çıktığı algılanmaktadır.

 

-Volüm düşüklüğü bağlamanın önemli bir sorunudur. Çoklu yanal delik uygulaması volümü artırıcı etki yaratmaktadır.

 

 Aşağıda bu doğrultudaki denemeler görülebilir.

 

42 Tekne Tambura
Lütiye: Özay ÖNAL
38.5 K. Saplı Dede Bağlama
Lütiye: Özay ÖNAL
Orta ve Üst Eşik Orta eşik hem taşıyıcı hem de akustik işleve sahiptir. Yumuşak (kelebek, porsuk, vb) veya sert ağaçlardan (kızılcık, şimşir, çalı, erik vb) yapılabilir. Yumuşak veya sert ağaç tercihi bağlamanın bas-tiz dengesindeki zaaflara göre yapılmalıdır. Aşırı parlak, tizleri baskın çalgılarda yumuşak ağaç basları açar. Diğer yandan boğuk tonları sert eşik kullanarak azda olsa açmak (parlatmak) mümkündür. Orta eşiğin üstte sert, altta yumuşak ağaç kullanılarak (örneğin abanoz ve kelebek) iki katlı yapılması da mümkündür. Bu tip eşik de basları ve tizleri birbirine yaklaştırıcı özelliktedir. Eşiğin tellerin altına gelmeyen kısımlarını oyarak boşaltmanın iç sürtünmeyi azaltmak açısından faydası vardır. Ancak tellerin altı kesinlikle boşluğa denk gelmemelidir.
Üst eşik ideal yüksekliğinin üstünde yapıldığı takdirde seste matlaşmaya ve tellerde sertleşmeye sebep oluır. Üst eşiğin, boştaki tellerin perdelere çarpmayacağı yükseklik esas alınarak yapılması gerekir. Tel çentikleri de önemli olup, temiz açılmadıkları takdirde tellerin tutuk tınlamasına sebep olurlar.

Cila –ses ilişkisi

Cila ,tek başına çalgının temel akustik elemanı olmayan, yani ses üretmeyen, ancak tınlama performansında pay sahibi bir unsurdur. Hiçbir iyi çalgı sırf cilası kötü diye çok kötü tınlamaz ancak , cila malzemesinin uygunsuzluğu, kalınlığı tınlamayı olumsuz etkileyebilir.

 

Öncelikle cilanın bir çalgı için ne anlama geldiği konusunda birşeyler söylemek gerekir. Derimiz vücudumuzu dış etkenlerden koruyan bir duyu organımızdır. Bu etkenler soğuk, sıcak, nem, aşındırma, darbeler olarak özetlenebilir. Çalgılarda bu işlevi cila tabakası üstlenir. Dolayısıyla insan derisinin koruyucu işlevi ile çalgılardaki cilanın işlevi bu bakımdan aynıdır. Ancak ses açısından çalgılarda cila başka bir görev daha üstlenmiştir. Bu da ses ilave karakter verebilme. Bu noktada lütiyeler tarafından kolayca yapılabilecek bir deneyi tarif etmek yerinde olacaktır .

 

Cila sürülmeye veya atılmaya hazır bir bağlamanın göğüs tahtasına parmağınızla hafifçe vurup , bir iki saniye tahta yüzeyinde bekleterek kaldırın. Bu işlemi birkaç dakika boyunca tekrar edip kulağınıza çıkan sesi yerleştirin. Hatta ses deliğine kulağınızı yaklaştırarak vurun ve tekne içindeki patlamayı hissedin. Daha sonra bağlamanın sadece tekne kısmına cila tatbik edip hiç beklemeksizin aynı vurma işlemini tekrarlayın ve aradaki farkı yorumlayın. 
 Cila çalgıyı fiziksel etkenlerden korumasının yanısıra sesine de etki eder. Tamamı yada göğsü cilasız eski sazları çalanlar, günümüz sazlarıyla karşılaştırıldığında bu sazların seslerin daha hışırtılı ve çiğ kaldığını hissetmişlerdir. Çalgının gövdesindeki cila, özellikle de göğsündeki, sesi bir nevi filtre işleminden geçirir. Ses dağınık olmaktan çıkıp, toplanır ve daha net tınlar. Ayrıca kullanılan cilanın türü ve kalınlığına bağlı olarak tonda genel bir tizleşme meydana gelir. Sert cilaların,(örneğin polyester vernik) sesi daha tizleştirdiği söylenebilir., Yumuşak cilaların ise( örn. Gomalak) tizleştirme etkisi çok azdır.