TÜRKİYE MÜZİK MÜZESİ

Oğuz Elbaş’la, “Türkiye Müzik Müzesi” üzerine…

Söyleşi: Okan Murat Öztürk

“Türkiye Müzik Müzesi” projesinin gelişimi, bugünkü durumu ve hedefleri hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?

1994 yılında, Prof. Ertuğrul Bayraktar ile çıktığımız “Müzik Müzesi” yolculuğuna daha sonra Prof. Yalçın Tura ve Dr. İ. Lütfü Erol katıldı. Oluşan bu çekirdek kadro, “Müzik Müzesi” projesiyle ilgili tüm çalışmaların yürütülmesini sağladı. 1998 yılında  Kültür Bakanlığı, “Müzik Müzesi” projesini başlattığını kamuoyuna resmen açıkladı. O dönemden bu yana da müzik müzesinin yapılandırılmasına yönelik çalışmalara hız verildi. Müzik müzesi projesi, Türkiye’nin giriştiği önemli projelerden biridir. Türkiye müzik kültürünün belgelenmesi ve dünya müzik kültürüne ışık tutacak pek çok bilgi, belge ve arşiv materyalinin gün ışığına çıkarılması adına çok önemli misyonu üstlenmiş bir projedir. Ancak bu niteliklere sahip bir proje olarak da çok pahalı, ağır ve zor bir süreç gerektirmektedir. Fiziki anlamda tanımlanmış kendine özgü bir mekanı oluşuncaya yada oluşturuluncaya dek, elde bulunan materyalleri en azından sanal ortamda bir araya getiren ve Kültür Bakanlığı WEB sayfasında yer alan “Türkiye Sanal Müzik Müzesi” gerçekleştirildi. Bu projenin geliştirilmesi yönünde çalışmalar devam etmektedir. Müzik Müzesi projesi, başladığından bu yana, bir süreç olarak gelişme göstermiş ve halen de göstermektedir. Bu süreç içinde, Türkiye müzelerinde, kazı alanlarında, özel koleksiyonlarda dağınık şekilde bulunan ve Türkiye müzik kültürüne ışık tutan her türden materyal, belge ve bilgi anlamında derlenip toparlandı. Bunlar fotoğraflandı, slaytlara ve filmlere alındı. 2001 yılında, fotoğrafçı, kameraman ve ışıkçılardan oluşan 10 kişilik bir teknik bir ekiple, yaklaşık 30 bin km yol kat edilerek bütün Türkiye tarandı. 15 mega piksel çözünürlükte olmak üzere 6000 civarında materyal belgelendi ve son derece önemli bir arşiv oluşturuldu. Bu arşiv şu anda her tip amaca uygun olarak değerlendirilebilecek bir arşivdir. Bu süreç içinde çeşitli çalgılar (bağlama, ud, tanbur, kanun, zil, vb) için belgeseller hazırlandı. Tüm bunlara karşın henüz müzik müzesi için gerek duyulan bütçe oluşturulabilmiş değil. Bu nedenle, süreç halen gelişme ve olgunlaşma aşamasındadır. 

Türkiye müzik kültürü denildiğinde birkaç yüzyıldan değil, Neolitik’ten bu yana, yaklaşık 12 bin yıllık bir birikimden söz ediyoruz. Dolayısıyla eldeki malzeme, her bakımdan son derece önemli ve değerlidir. Leipzig’deki uluslararası bilimsel bir toplantı sırasında, dünyaca ünlü müzik arkeologlarından Werner Bachmann, “Anadolu dünya müziğinin kökeninde önemli bir merkezdir; ancak müzik tarihlerine bakıldığında Anadolu’nun yerini bulamazsınız” demişti. Anadolu müzik kültürünün, dünya müzik kültürüne büyük katkıları olduğu ve olacağı bir gerçektir. Bu anlamda elimizde bugün için bulunan materyaller dahi, dünya müzik tarihini değiştirecek niteliklere sahip belgelerdir. Bu malzemenin varlığını gören birçok bilim adamı, dünya müzik tarihinin yeniden yazılması gerekliliğini dile getirmektedir.

Eldeki belgelerin, çok dikkatli biçimde derlenip toparlanması, arşivlenmesi, korunması, sınıflandırılması ve sunulması gerekiyor. Bu sayede hem bizler hem de dünya müzik çevreleri, bu belgelerin değer ve önemini anlayabileceklerdir. Her şeyden önce bu yolla Anadolu’nun müzik tarihinin gelişimine yaptığı katkılar daha sağlıklı biçimde tespit edilebilecektir. Bunların dünyaya ulaşabilmesi bakımından, sürecin dikkatli biçimde sonuçlandırılması ve aydınlatılabilmesi gerekiyor. Bu arada önemli olduğunu düşündüğüm bir diğer nokta da, bu belgelerin, Anadolu kültürünün “yerliliği” (autochton) adına taşıdığı değerdir. “Biz Avrupalı mıyız?” diye sürekli kendimize dönük olarak yaptığımız sorgulamalara, bu belgelerin büyük çapta ışık tutacağını düşünüyorum. Avrupa kültürünün kökeni için Anadolu oldukça önemlidir. Ancak kuşkusuz ki bu belgelerin taşıdıkları önemin farkına öncelikle kendimizin varması ve bu bilinçle dünyaya da sunmamız gerekiyor.

Bu noktada kişisel bir prensip olarak, belgeler ışığında konuşmaya ve düşünmeye özen gösteriyorum. Dolayısıyla ısrarla vurgulamaya çalıştığım gibi bugün için elimizde var olan arkeolojik ve tarihsel belgeler, her bakımdan büyük önem taşımaktadır. Türkiye’de yeterli sayı ve derinlikte yazılı kaynak olmaması, yayın yapılmamış olması nedenleriyle, müzik kültürü alanında çok büyük boşluklar bulunmaktadır. Bu bakımdan yayınlara çok ihtiyaç duyulmaktadır. Tarihsel belge ve bilgilerin günışığına çıkarılması gerekiyor.

Türkiye’de yaygın müzecilik anlayışı ve genel olarak bizim insanımızın müzeyi algılama tarzında biraz sıkıntı var gibi geliyor bana. Müzeler, kültürün “ölü” kısmının teşhir edildiği yerler midir? Müzik müzesinin bu anlamdaki niteliği, perspektifi, uygulaması nasıl olacak acaba?

Bu tarz müzecilik anlayışı dünyada da terk edilmiş durumda. Bizim yaklaşımımıza göre müze; yaşayan, yaşatan, üreten ve aktive eden bir merkez olmak durumunda. Projelendirdiğimiz müzede bunu sağlamaya dönük bir çaba içindeyiz. Sözgelimi bu müzede sürekli ve programlı resitaller, konferanslar, söyleşiler, tanıtımlar, atölye çalışmaları, seminerler gerçekleştirilecek. Özellikle çocuklara dönük çalışmalar içinde olmaya da ayrı bir önem vermekteyiz. Müzik müzesi; dergi, kitap ve multi-medya yayınlarıyla elindeki olağanüstü malzemeyi tüm dünyaya sunan ve dikkatleri üzerine çeken bir anlayışla var edilecek. Bu anlamda müze, son derece cazibeli bir kültür merkezi işlevini de yerine getirmiş olacak. Bu çalışmalar, bakanlığın şimdiki yaklaşımıyla yeni bir ivme kazanmış durumdadır. Yeni bir bilim kurulu ve yapılandırma kurulu oluşturulması hedeflenmektedir. Öyle umut ediyoruz ki, Türkiye müzik kültürü alanı, kısa bir süreç sonunda, beklediği niteliklere sahip böylesine önemli bir müzeye ve merkeze kavuşmuş olacaktır.

Sizce Türkiye’de yaşayan insanların kendilerini ve kültürlerini tanımaya dönük somut bir çabaları var mı? Bu konulara ilgi duyuyor ve istekli davranıyor muyuz? Bilgiye ve bilginin kullanılmasına, paylaşılmasına gereken önemi veriyor muyuz? Yani acaba biraz “derya içre olan balıklar” gibi miyiz?

Muhteşem bir kültürel zenginliğimiz var. her şeyden önce kendi kültürümüze çok geniş bir perspektiften bakmak durumundayız. Anadolu geçmişte olduğu gibi bugün de dünyaya verecek pek çok değere sahiptir. Ancak bizim Anadolu’ya bakışımızda biraz sıkıntı var. Türkiye’de yaşayan insanların büyük kısmı, Anadolu’yu bir “köprü” olarak görmektedir. Bence bu kesinlikle yanlış bir düşüncedir. Burada gelişmiş olan kültürlerin yalnızca gelip-giden, buralardan geçmiş insanların ürünü olduğunu düşünmek çok hatalı bir bakış açısının ürünüdür. Anadolu’daki yerleşik kültürel birikim, on binlerce yıllık bir geçmişe sahip. Üzerinde yaşadığımız topraklarda üretilmiş olan kültürel birikimin, bir yerlerden gelip, bir yerlere giden, kendisine rota arayan insanlarca üretilmiş olduğuna kesinlikle inanmamız mümkün değil. Aksine burası, son derece önemli ve “yerli” bir merkez niteliğindedir. Unutmamalıyız ki ancak sağlıklı, bilinçli ve bilimsel bir tabanda doğru analizler yaparak bilgi üretebilir ve dünyaya sunabiliriz. “Doğru” kavramını bir platform olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Bu anlamda müzik müzesi, bu yaklaşımlara katkı sağlayacak bir zemin niteliğinde olacaktır. Bu arada bir noktaya daha dikkat çekmek isterim. Almaata’da verdiğim bir konferans sırasında farkına vardım ki özellikle Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan gibi ülkelerin Türkiye’ye bakış açılarında önemli bir nokta var. O da şu ki; onlar da kendi dünyaya açılma projeleri arasında Türkiye’yi etkili ve önemli bir merkez olarak görüyorlar. Özellikle de müzik müzesi aracılığıyla, hem bu müzeye katılmak, destek vermek, hem de bu yolla dünyaya ulaşmak istiyorlar.

Dünya’daki pek çok önemli müzeyi ve koleksiyonu gezmiş, görmüş ve incelemiş olduğunuzu biliyoruz. Dünyadan Türkiye’ye baktığınızda, müzik kültürü anlamındaki malzemeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında özellikle Avrupalı müzik adamları bizim kültürel alt yapımızla ilgili pek de bilgi sahibi değiller. Yakın zamana dek Anadolu “dağlıları” olarak nitelendirdikleri insanların, Kafkasya’dan, Mezopotamya kültürlerinden bir şeyler alarak bir kültüre sahip oldukları düşüncesine sahiptiler. Oysa Kurt Bittel bu düşünceye şiddetle karşı çıkarak, “hayır, Anadolu’nun öylesine müthiş ve gelişmiş bir kültürü vardı ki, Anadolu dağlarında yaşayan toplulukların genellikle yabancı kültürleri alarak kendilerinden az şey kattıkları yönündeki yaygın görüşün artık geçerli olamayacağını; tam tersine, onları etkileyecek kadar sağlam, güçlü bir kültürel birikime Anadolu’nun kendisinin bizatihi sahip olduğunu” açıkça ifade etmiştir. Bu arada, Werner Bachmann,  Bo Lawergren, Stefano de Martino gibi uluslararası alanda Anadolu müzik kültürünün arkeolojik kaynakları üzerinde çalışan araştırmacıların yaptıkları araştırmalar da bu alandaki bilgilerimize önemli katkılar sağlıyor. Dolayısıyla bu tür çalışmalar bir bakıma yeni yeni yankı buluyor. Bu anlamda Anadolu’ya ve Türkiye müzik kültürüne dönük bakışın oluşturulmasında “Müzik Müzesi”nin büyük işlevi ve katkıları olacağı açıktır. Anadolu merkezli çalışmaları bizim daha ısrarlı, kararlı ve iyi organize olmuş biçimde yapmamız gerekiyor. Dolayısıyla Müze, çok işlevsel bir koordinasyon ve organizasyon sağlayacaktır. Müzenin olanakları, Türkiye’nin dünyaya açılması ve Avrupa Birliği’ne katılma gibi süreçlerde son derece etkili olacaktır. Bu merkezde uluslararası nitelikte pek çok  araştırma ve etkinlik gerçekleştirilebilecek ve bilim adamları için büyük bir kaynak sağlanacaktır.

O zaman şöyle söyleyebilir miyiz; Müzik Müzesi gerek Batı’nın Türkiye’ye dönük kimi olumsuz önyargıların kırılması ve gerekse Türkiye’nin kendini, kendi kaynaklarıyla daha iyi tanıyıp daha sağlıklı değerlendirebilmesi adına son derece önemli bir merkez olacaktır…

Aynen öyle… Yaşayan, yaşatan, üreten bir merkez olarak bir çok işlevi bir arada yerine getirecektir. 

Böylesine önemli bir projenin bugünkü durumu ve ihtiyaçları neler acaba?

Demin de söylediğim gibi elimizde yaklaşık 6 bin civarında belge var. Türkiye müzik kültürünü anlatabilen belgelere sahibiz. Bunlar dünyaya açılmayı bekliyorlar. Bütün bunları bir merkezde işler hale getirmemiz gerekiyor. Tabii böyle bir yapıyı oluşturmak güç, meşakkatli ve ciddi ekonomi istiyor…

Ne kadarlık bir bütçe mesela, tahminen?

Bunu net olarak söylemek çok güç. Çünkü böyle bir müzede kullanacağınız teknolojiler maliyet açısından büyük farklar ortaya çıkarabilmektedir. Ne kadar büyük bir bütçe oluşturabilirsek, teknolojik anlamda o kadar etkili bir donanıma sahip olabileceğiz. Biz istiyoruz ki bu müzede çok ileri teknoloji kullanabilelim. Dünyanın bugün kullandığı en gelişmiş teknolojiler burada kullanılabilsin. Ayrıca müzik forumlarımız var. Mesela Mehter Müziği ile ilgili özel animasyonlarla mehter müziğinin anlatılabilmesi sağlanabilir. Bunun ihtiyaç duyduğu teknolojiyle, o müze içinde inanılmaz etkileyicilikte gösteriler yapılabilir. Benzer olarak Mevlevi müziğiyle ilgili, halk müziklerimizle ilgile olağanüstü teknolojik showlar hazırlanabilir. Sözgelimi bir halk ozanının nasıl yetiştiğini, özelliklerinin neler olduğu, halk için ne anlam taşıdığını orada bu türden teknolojiler aracılığıyla çok etkileyici biçimde aktarabiliriz. Bu nedenle bizim, kendi ülke kültürüne sevgi duyan, kültürünü yaşatmak isteyen tüm kurum, kuruluş ve bireylere ihtiyacımız var. Sponsor firmalara ihtiyacımız var. Her bir sponsor, müzede kullanılacak değişik teknolojiler için etkili desteklerde bulunabilirler. Bunun için herkese ihtiyaç var. Üniversitelerin de katkıları olmasını bekliyoruz.

Türkiye adına çok enternasyonel bir proje bu. Bir de aklıma şu soru geliyor; bu müze ortaya koyacağı bilgi ve kültürel katkının yanı sıra, ekonomik bakımdan da bir girdi sağlayacak mıdır acaba?Tabii ki. Bu müze her bakımdan büyük bir ilgi odağı olacak. Ziyaretçilerin sağlayacağı girdiler yanında müze tarafından gerçekleştirilen etkinliklerin multi-medya kayıtları, CD, DVD, VCDleri, belgesel filmleri, arşive ait materyallerin her türden maket, hediyelik eşya, ve ses kayıtları, kitap, broşür, afiş, albüm ve posta kartı gibi her tür basılı materyalin satışından elde edilecek gelir de müzeye ciddi bir ekonomik katkı sağlayacaktır. Bunlar müzenin büyümesine gelişmesine de hizmet edecektir. Ancak bu ilk oluşum evresinin kotarılması her bakımdan büyük önem taşıyor. Yakında Kültür Bakanlığı bünyesinde yeni bir bilim ve yapılandırma kurulu oluşturulacak. Bu oluşum basın aracılığıyla kamuoyuna duyurulduğunda, elinde arşiv değeri taşıyan örnekler bulunduran kolleksiyonerlerin, bireylerin, ailelerin müzik kültürümüzle ilgili ellerinde bulunan her türden materyali, müzeye katkı adına iletmelerini de bir potansiyel girişim olarak bekliyoruz tabii. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.