UZUN SAPLI  LUTUN KÖKENİ

Harvey Turnbull

Türkçesi: Özay Önal  

Uzun saplı lutların kökeni (dolayısıyla ‘lutun’ kökeni de) Wilhelm Stauder ve Friedrich Ellermeier tarafından biraz detaylıca  irdelenmiş ve buna Joan Rimmer tarafından da değinilmiştir. Rimmer, lut çalgısının kökenini Mezopotamya’nın medenileşmiş toplumunda değil , daha kuzeydoğudaki ‘barbar dağ insanlarında’ bulmaktadır. Stauder’in teorisi de ‘dağ insanlarını’ içermektedir fakat kendi açısından bu terim özel tanımlı bir etnik referansa sahip olup, Hititler, Hurriler ve Kassitleri de içermektedir. Ancak bunlar lut çalgısının kaynağı olarak düşünülmemiş, sadece bu çalgının Mezopotamya’ya geçişinden sorumlu tutulmuşlardır. Bu süreçte Hurriler çok önemli bir rol oynamışlardır. Stauder, Kafkasların lut çalgısının asıl vatanı olduğunu öne sürer. ‘Dağ insanlarının’ Hint-Germen karakterinden ötürü, Hititçe bir Hint- Avrupa dilidir . Hurri ve Kassit’ler değil ama, Hurri liderleri Hint-Avrupa isimeriyle doğarlar. Fakat bazı Kassit tanrıları Aryan isimlere sahiptirler. Staude, lut çalgısının , Mezopotamya’ya ilk varışından çok önceleri, ilk defa  Hint–Avrupalılar tarafından kullanılmış olabileceğini düşünmektedir.

Stauder’in görüşü, Ellermeier ve Subhi Anwar Rashid tarafından eleştirilmiştir. İkisi de, Stauder’in irdelediğinden daha çok  lutist tasviri listelemiş ve böylece lut çalgısının Mezopotamya’da ‘Dağ İnsanlarının’ ortaya çıkışından daha önce görüldüğünü göstermişlerdir. Rashid bununla yetinirken, Ellermeier, Batı Semitlerinin lut çalgısının ortaya çıkmasından sorumlu olduğunu iddia etmiştir. (Bu semitler M.Ö.İkinci bin yılın başlarında güç kazanmışlardır. İlerleyen kısmılarda ele alınacaklardır) . Ellermeier lut çalgısının kökeninin Akad’ların batı semitleri yada Elam ‘ın yerlilerine dayandırılmasının nihayi olarak ispatlanamayacağını belirterek,  Batı Semitic zamanlarda ( M.Ö. ikinci bin yılın başlarında)  lut çalgısının, Mari’den Larsa’ya nüfuz etmesini   ve bu çalgının karakterinde Batı Semitlerinin  belirleyici olduğunu kabul etmiştir. Ellermeier, lut çalgısını bir açık hava çalgısı olarak tanımlar ve bu bakımdan onu Batı Semitlerin lir çalgısına benzetir. İki çalgıyı teknik açıdan karşılaştırır ve ikisinin de kol altında tutularak ve bir mızrap kullanılarak çalındığını belirtir. Stauder’in izinden giderek, mızrabın lir çalgısındaki kullanımının konar göçerlere ait olduğunu belirtir. ‘Dağ insanlarının’ liri küçük ve dikdörtgendi, düşey olarak tutulup, parmaklarla çalınırdı.  Lut çalgısı da bir mızrap ile çalınırdı. Ellermier, bu çalgıyı, yatay liri icat eden Semitik konar göçerlerle ilişkilendirir. Nippur’dan iki duvar kabartmasında görülen , iki çoban tasviri ile bağlantı,  ‘Batı Semitik Köken’ teorisi açısından önemlidir.

Stauder ve Ellermeier’in ikisi de, Lut çalgısının M.Ö. ikinci bin yılda Mezopotamya’da ortaya çıktığını kabul ederler.  Ancak hiçbiri şu anda British Museum’daki üçüncü bin yıla ait iki mühürü dikate almazlar. Bunlar, Rashid ve Rimmer tarafından, dönemini temsil eden lutistler olarak kabul edilir, ancak Richard G. Campbell aynı fikirde değildir. Campbell , elde tutulan nesnenin ne olduğuna dair alternatif bir öneri getirmez, ancak bu iki küçük figürün lut çalmadığını belirtir. Dolayısıyla mühürlerin Organoloji açısından yorumlanması gerekmektedir.

Stil açısından, mühürler Agade dönemine aittir(M.Ö. 2340-2198). İkisi de Tanrı Ea’yı konu eder; 89096’da (plaka 5) bir kuş adam huzura davet edilirken, 28806 (plaka 6), E.D. Van Buren tarafından  Büyük Büyücü Ea ‘nın nadir tasvirlerinden biri olarak görülür. Burada Ea, rahiplerinden birine ayinin nasıl icra edileceğine dair talimat vermektedir. Büyü sözcüklerini söyleyen bir tapınak şarkıcısının yardımıyla rahiplik yapan Marduk bu talimatı almaktadır. Van Buren, küçük figürü (küçük olması, insan statüsünde olduğunu gösteriyor) ‘ uzun saplı bir lutu çalmak için öne doğru eğilmiş’ biri olarak tarif ediyor. Aynı yazar 89096’daki figürü ‘zarif bir nesne ‘ tutuyor şeklinde tanımlıyor.

İki mühür de Rainer Michael Boehmer’in Akad süslemeleri üzerine son çalışmasında, müzisyenlere ithaf edilen bölümde yer almıştır. Boehmer  89096’yı Sargon dönemi (M.Ö. 2340-2284) ve 28806’yı Naramsin ve Shudural dönemleriyle ( M.Ö. 2260-2159) ilişkilendirmektedir. Boehmer Akad oymacılarının müzisyenleri nadiren tasvir ettiklerini belirtmiştir.

89096’daki küçük, oturan figür, hemen bir lutisti andırmaktadır. Sol eli sapı tutarken, sağ el tellerin çalınma bölgesindedir. 28806 (plaka 6) daki davranış da benzerdir, yalnız buradaki lutist solaktır. Mezopotamya ikonografi sanatında daha önce hiç solak lutist görmemiştim ve sanırım burada solaklık bir ‘artistik ehliyetin’ göstergesi. Ressam, figürü, yüzü  Marduk’a dönük pozisyonda  tasvir etmeyi arzu etmiş. Bunu başarmak ve sahip olduğu boş alanda,ç algının tümünü tasvire dahil edebilmek için lutun normal pozisyonunu tesine çevirmiş.

89096’da bir çubuğun (Ç.N:plektrum/mızrap olmalı) ucuna asılı iki adet püsküllü kordon vardır. Daha geç lut tasvirleri daima asılı kordon ve püsküller, göstermese de , böylesi bir düzen Chicago’da Oriental Institute’daki  bir rölyefte görülmektedir. 28806’da solda oturan çiftin etekleri arasındaki iki işaret  püskül olarak düşünülmüş olabilir. Çubuğun ucundan , eğer tamamlansa işaretlerle birleşecek , silik bir çizgi geçmektedir. Eğer bunlarla asılı püsküller amaçlansaydı, ressam onları bir açıyla yerleştirerek tasviri yeniden yapabilirdi. Ancak , sadece bu  yolla dahil edilmiş olsalardı, Marduk’un eteğinin yanında, aşşağı doğru sarkan püsküllerin  pozisyonu uygun olmazdı .

Maalesef, iki mühürde de rezonatörün (Ç.N:lutun gövdesi) çevresi net değildir. 28806’da sağ kolun dirsekten yukarı kısmı yoktur ve çubuk lutun gövdesiyle birleşmeden önce ince bir çizgi halini alır. 28806’da sağ elin her iki tarafındaki çubuk üzerindeki iki işaret bir hatadır. Benzer işaretler (izler) Marduk’un sol önkolunda da görülmektedir. 28806’da sol kol ve 89096’da sağ kol, sonlarında el olmaksızın bitmektedirler. İki durumda da seviye olarak yükseltilmiş bir bölge ayırt edilse de (89096’da kabaca ve  28806’ da oval ) iki mühürde de lutun gövdesi belli belirsizdir. Bu iki tasvir de daha sonraki lut tasvirlerinde görülmektedir. Bu bölümlerin oyulmasındaki özen  eksikliği onların her bir sahnedeki görece önemsizliğinden yada ressamın, lutların rollerinin yeterince gösterildiğini hissetmesinden kaynaklanmış olabilir.

Bu küçük figürleri lut çalan bir lutist olarak kabul etmek için kuvvetli deliller  var. Lut çalgısının belirleyici özellkleri sapı ve ucunda asılı kordon ve püskülleridir. Bunlar 89096’ da net . 28806’ daki lutist solak olmasına rağmen ,89096 ile mukayesesi  rölyef sanatçısının niyeti ile ilgili şüpheleri elimine etmekte. Son olarak figürün tuttuğu obje için başka bir öneri getirmek  çok zor. Bu nesne ile  Mezopotamya ikonografisinde tek karşılaştırılacak obje luttur.

Lut çalgısı, bu örneklerdeki ortaya çıkışından sonra, Üçüncü Ur Hanedanı dönemine kadar (M.Ö.2111-2003)  bir daha görülmemiştir. Sonraki örneklerin büyük bölümü lutisti izole halde tasvir eder, nadiren lutist diğer figürlerle birliktedir.

1. Loure Müzesindeki bir rölyefte, erotik bir sahnede iki kişi bir lut ve yuvarlak davul tutarlar. 

2. Bağdat, Irak Müzesinde ,Mari’den olduğu söylenen bir rölyefte, üç maymunun seyirciliğinde dans eden yada yürüyen iki kadınla birlikte üç telli lut çalan iki adet, yay bacaklı figür vardır. 

3. Philadelphia Müzesinde Nippur’da bir rölyefte yere çömelmiş duran yada dans eden ve lut çalan bir çoban tasviri vardır. 

4.Irak Müzesinde , Nippur’dan bir rölyefte çömelmiş oturan yada dans eden bir domuz sağ elinde bir lut, sol elinde ise bir çubuk (plektrum/mızrap) tutmaktadır. 

5.Berlin’deki Vorderasiatisches Müzesinde, Uruk’dan bir rölyefte, lutun ve dağ insanlarının lirinin birlikte çalınması tasvir edilmiştir. 

6.Bir Kassit mühüründe lut ve ‘dağ insanlarının liri’ birlikte tasvir edilmiştir.

Bu sahnelerde lut, Agade mühürlerinden daha farklı bir bağlamda tasvir edilmiştir. Agade mühürlerinde, ritüellerde kullanılan luta karşılık, bu  mühürlerde daha din dışı bir kullanım görülmektedir. Akad ressamlarının lutu nadiren tasvir etmelerine rağmen bu sahnelerde lutistlerin tasvir edilmeleri, onların erken dönemlerde yüksek bir sosyal statüye sahip olduklarını gösteriyor.

Çalma pozisyonlarındaki farklılık da önemli bir ayrımı göstermektedir. Agade lutu lutistin bacakları üzerinde durmaktadır. Buna karşılık İkinci bin yıla ait lut göğüs hizasında tutulmaktadır. Birincide çalgı rezonatör üzerinde ön kol ile sıkıca tutularak sabit hale getirilmiş iken , ikincide çalgının sabitlenmesi için sol elin saptan tuması gerekmektedir. Çalgının sağ kolun altına kıstırılması ancak geç dönem tasvirlerinde görülmektedir; Bir Kassite mühründe, yukarda verilen 6 örnekte, M.Ö. 16.yy.’a ait bir Güney Filistin figüründe ve Brisitish Museum’daki bir Asur rölyefinde(No:124548). Böylesi bir pozisyonun çalgıdaki titreşimleri azaltacağı/engelleyeceği muhtemeldir, tasvirlerin çoğu çalgının sağ ön kol üzerinde durduğu şeklindedir. Bu pozisyon çalgıyı tamamen desteklemez, özellikle de sağ telleri titreştirmek için hareket ettiğinde. Sol el sapı sıkıca tutmak zorunda kaldığında , teller  boyunca olan hareket yeteneği kısıtlanır. Lut çalgısı ile icra edilen müziğin tarzı açısından Agade lutistlerinin daha geç dönemlerdeki lutistlere göre daha geniş ses aralığına sahip ezgiler icra ettiği sonucu çıkmaktadır.

Sonuç olarak, Agade lutu bir ‘açık hava çalgısı’ olarak ortaya çıkmamıştır. Ancak çalgının açık  yada kapalı alan çalgısı olması arasındaki ayrım , daha geç tasvirlerde konu edildiği gibi, çalgının kendisi kadar önemli değildir. M.Ö. İkinci Bin yılda otaya çıkan lut, daha öncekilerden farklı değildi. İki durumda da , deri kaplı küçük gövdesi ile (Ç.N. göğsü deri olmalı) erken dönem lutu, açık alan icrası için uygun bir çalgı değildi. Kısık sesi ile açık havada kişisel bir çalgı olarak kullanılabilirdi. Böylesi bir durumda varlığı, sesinden ziyade taşınabilir olmasına verilen değerdendir.

Bunlardan dolayı lut çalgısı Mezopotamya’da Batı Semitlerin hükümranlığı ile ortaya çıkmıştır ki Ellermeir’de lutun kökenini onlara atfetmektedir. Bunlar burada güçlenen ilk Semitler değildiler. Akadların kendileri de  doğu Semitik olarak tanımlanan bir dialekti konuşan Semitlerdi. Güneyde Sümerlerin şehirlerini ele geçirdiler ve dilleri  bir konuşma dili olarak Sümerce’nin yerini aldı. İlk Semitik hanedan , doğudaki yükseklerden gelen Gutianlar tarafından sonlandırıldı. Hükümranlıkları yaklaşık yüz yıl sürdü ve Üçüncü Ur Hanedanının kurulmasıyla ve Sümerlerin tekrar güçlenmesiyle sona erdi. Üçüncü Ur hanedanı döneminde Batı Semitleri büyük göçlerle  Mezopotamya’ya varmaya başladılar. İki yüz yıl arayla, iki büyük göç dalgası birbirinden ayrılabilir. Birinci grup Üçüncü hanedanın sonlandırılmasında rol oynadı ve onlardan biri olan Naplanum Larsa hanedanlığını kurdu (M.Ö. 2005). Hatta bazıları, Doğu Babil bölgesinde bulunan Tigris’de yerleştiler.

İkinci tip lutun, Mezopotamyada kimin tarafından ortaya çıkarıldığı konusunda kesin bir sonuca varmak pek mümkün değil. İki tip arasında kesin bir ayırım yapabilmesi zor. Tigris ve Larsa’nın doğusundan lut tasvirli erken dönem killerinin de tam dönemleri bilinememektedir. Ancak deliller gösteriyor ki, lutun kökenini ,temel kültür öğesi olduğu, konar göçerlerin kökeninde aramak gerekir. Bu çalgının ilk yayılma yönü bunu desteklemektedir.Bu konar göçerlerin geleneksel yurdu, verimli yaylaların iç kenarları ve Suriyenin yarı çöl ovalarıdır. Suriye, Akadların ilk yurdu olarak öne sürülür. Konar göçer hareket yönü bölgenin fiziksel durumunca belirlenir. Kuzeye doğru uzanan dağlar, güneye dopru uzanan çöller, Anadolu’ya ve Mısır’a hareketlerini önlemiştir ve ilk genişleme Mezopotamya’da olmuştur. Dolayısıyla ilk başlarda lut Mezopotamya ile sınırlanmıştır.

Çalgı bundan sonra ilk Mısır’da Hyksos döneminde ortaya çıkar. Bu dönemde Batı Semitlerinin gücü Filistine kadar genişlemiştir ve Hyokos isimlerinin büyük bölümünün Batı Semit kökenli olması çarpıcıdır. İlkel Mezopotamya lutu daha sonraları Mısır’da geliştirildi. İlk defa sapın her iki yanına simetrik olarak yerleştirilmiş ses delikleri ortaya çıktı. (Mezopotmya’da Parthian zamanına kadar bu delikler ortaya çıkmadı). Bu özellik Anadolu’da Alacahöyük’de görülen Hitit lutunda da bulunur. Oradaki heykeltraşlar ilişkilerin barışcıl olduğu M.Ö. 13.yy.’da Mısır İmparatorluğundakiler ile benzemişlerdir. Alacahöyükteki gelişmeye rağmen, daha sonraları Karkamış ve Zincirli’de de aynı özellikler görülmektedir. Birinci bölge Hitit nüfuzu altında olmasına rağmen bir dönem Batı Semitlerinin yönetimi  altına girmişken, ikincisi M.Ö. 10.yy.da küçük Sam’al eyaletinin başkenti Aramaean’ların ve daha sonra da Suriyeli konar göçerlerin yönetimine girmiştir. Kuzey Suriye’de görülen bu lutlar Akad lutlarını andırmaktadır. Karkamışdakinde, lutist ayakta durmasına rağmen bir dini sahne resmedilmiştir. Zincirli’de ise lutist çalgıyı diz üzerinde tutmaktadır, bunlar diğer mühürlerden farklı olan örneklerdir.

Akad mühürlerindeki lutistler ile Zincirlideki arasındaki bağlantı çarpıcıdır. Bağlantının önemi şudur ki, etki Suriye’den Akadlara doğrudur, M.Ö.ikinci bin yılda Mezopotamya’da bu çeşit performans batı semitic stile yol verdiği için. M.Ö. 26. yy.da Mezopotamyada Mesalim periyodunda küçük taşınabilir bir harpın varlığı , Stauder’ce Semitik konar göçerlerin getirdiği bir şeydir, M.Ö. Üçüncü bin yılın ilk yarısındaki müzikal aktivitelerine delil teşkil eder. Lutun daha erken bir tarihte getirilmesi fakat ilk Semitik imparatorluğa kadar resmedilmeye değer bulunana kadar beklemek zorunda kalması da olasılık dışı değildir. Eğer bu doğruysa , lutun buraya kadar anlatılanlardan daha eski bir geleneğe sahip olması düşünülebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.